Yandıkça su,alev alıyor aşk ve yüreğimiz kanlı bir ebru oluyor

*** Sevgi bir bakış,bir gülüş müydü bazen;bir akış,bir koşuş muydu?!..Sevgi,gönül kumaşında bir nakış mıydı?... ***





Sevgili!
Sen gitmiştin...
Koyup bir başımıza, bırakıp pak ellerimizi, gurbetlerine salmıştın bizi.
Yetim kaldık, öksüz kaldık ve ellerimiz kirlendi yokluğunda...
Sen gitmiştin...
Ayrılıkların dilini hece hece ağlıyoruz şimdi.
Akşamlar iniyor dağlara ve hasretimiz yankılanıyor yamaçlarda.

Sevgili!
Nasıl iltica edelim sana ;
huzuruna nasıl varalım, yalvaralım?!.
Ve duyurabilsin mi sesini!?.
Efendim, duyar mısın sesimizi?..

Sevgili!
Sen aşk ikliminde sultan, sen güzellik şahikasında dolunay, sen vefa göğünde
hilal.
Biz bir bakışının dilencisi,
biz dolunay tutkunları,
biz bayramı gözleyen oruçlar.
Güzellik ordusunun hakanı sen, gam ruzigârinda gedalar biz.
Sen imrenme, biz ayıplanma.
Sen özüsün varlığın ve biz varlık iddiasında küstah yoksullar.
Sen sabah yıldızlarının ışığı, biz gaflet uykusunda kervancı.
Dert ve keder denizinde çığlık çığlığayız biz,
kumrular ve bülbüller seni bestelemekte oysa.
Çığlıklarımızı bestelere karıştırıver efendim,
düşkünlerine, savrulmuşlarına kulak ver.
İtivermezsin elinin tersiyle bizi, değil mi efendim?..

Sevgili!
Sen gitmiştin...
Yokluğunda kaybettik önce varlığımızı ve sonra yok eyledik aklımızı da.
Hasretinle akan zamanlarda cevherimiz özden, madenimiz mıknatıstan ayrıldı.
Sen gitmiştin...
Gönüllerimiz billur kadehler gibi çalındı sengsarlara;
ırmaklarımız mecralarında susuzluğa mahkum edildi.
Sen gitmiştin...
Çelik mermere çarptı, iradeye ateş düştü yokluğunda.
Hasretinden akıllar yitirildi efendim,
gönüller gölgelere düştü.
Kucak kucağa güneşlerimiz söndü,
dudak dudağa denizlerimiz kurudu
ve sen gitmiştin efendim.
Sen gitmiştin...
Seninle birlikte her şeylerimiz gitti
.
Şehitlerimiz kefenlerinden sıyrıldı senden sonra;
kanlarımız sahralar doldurdu.
Kelimelerimiz anlamlarını yitirdi,
kutlu erlerimiz tutsak oldu nefis ordularına...
Hiçbir şey kazanmadık ayrılığında, efendim,
hiç kâr elde edemedik.
Aldandık, hep aldandık.
Delilimizi yitirdik, delillerimizi yitirdik.
Dillerimiz dilim dilim edildi efendim.
Bize sevmeyi unutturdular ilkin;
sonra sevginin ne olduğunu...
Kendi gönlüne ihanet edenlerimiz, gönlün kendisine ihanet ediyorlardı artık.
Vurgunlar yedik pes pese efendim...
Ve sen gitmiştin.

Sevgili!
Sen gitmiştin...
Biricik sığınağımız, varlığımızın övüncü, yüz akımızdın.
Hayırları söyleyip gitmiştin,
biz ser işler olduk.
Uzun uzun emellere kapıldık,
kapılanıp kaldık umutların kapısında.
Yolunda yürümekten üzerimize düşen,
baş kaldırdık önce ve sonra yıkılışlar gördük hep efendim.
Ellerimiz vardı açıldıkça dolan, uzandıkça verilen;
böğrümüzde kaldı ellerimiz.
Hanım idik halayık olduk;
bay idik köle edildik.
Sen gitmiştin...
Yanmış igsilerle kara bahtımıza kara resimler çizdiler.
Aşk dervişleri avare, pejmürde, hercâyî rüzgârlara kapıldılar,
dönüşlerinin ahengini kırdılar.
Bölük bölük kadınlarımız,
grup grup erlerimiz,
demet demet çocuklarımız,
kimi güler, kimi ağlarken yitirdiler kendilerini.
Ve sen gitmiştin efendim...
Sevgili!
Hani bir aşk idin, bir güzellik idin sen, güzellikle askın kesiştiği
prizmada.
Güzelliğin cihanı gösteren bir ayna;
aşkın o aynanın cilası idi hani.
Güzelliğin olmasa efendim,
aşkı hiç bilmeyecekti cihan;
aşkın olmasa güzelliği hiç anlamayacaktı.
Aşk pazarında mezat hep güzelliğine; güzellik yurdunda yollar hep aşkına
durmuştu efendim...
Ve sen gitmiştin...
Sevgili!
Derd ile ağlayandın; hem derde salandın!..
Gönül yurdunda çaresizlerin çaresi, hastaların merhemiydin.
Saadetle yasamış, saadet çağını yaşatmıştın.
Suretleri ve canları iman ile sen şekillendirmiş,
"Lâ" ile "Illa"yi i'câz ile sen dillendirmiştin.
Sen gidince, ey sevgililer sevgilisi, güvercinlerimiz tuzaklara esir düştü;
Hüdhüdlerimizin mil çekildi gözlerine.
Artık düşmanlarımız dostlar arasında;
dostumuz düşman içinde.
Divanelere döndük, yaya kaldık yolunda.
Kendimizi unuttuk, seni bilmez olduk...
Sana muhtacız!..
Sana en fazla muhtacız.
En fazla sana muhtacız.
Uyandır bizi uykumuzdan...
Gel ey sevgili!
Bir gelişle gel, bir gülüşle gel.
Doğ ufkumuza, sar dünyamızı, gir gönlümüze yeniden...
Sana muhtacız...


Sana en fazla muhtacız...



alıntı



Yorumlar (0) :: Yorum yazın! ::


İnkisar-ı Hayâlime Bu Baharda Ses Ver



Artık yaprakların düşme vaktidir…


Yeşili buhrâna gömme, dalları yağmura yoldaş bırakma, kuşlara elvedâ deme vaktidir artık…


Bu baharda kalbe armağan sonsuz sevdâ ne olabilir ki? Suskunluğunun bedeli ne olabilir sevdâyı sükûtun… Dehlizlerdeki arayışları ne ile harmanlanır, susayan kalbine hangi yağmurun cemresi düşüverir? Hangi ayrılıklar tebessüme fırsat verir? Hangi ağlayışları duyulur ağlayamayan virânesinin?


En Sevgili’nin aşkına mest olan âhı hangi yağmurun koynunda O’na gitmek için yol alır? Mevcûd olan sevgisi, sevgilisinin diyarına katre olur düşer mi ki? Sevdâyı muhabbeti yüreğine değer mi ki sevgilinin?


Rüzgârları estirir haykırışlarım… Sana yürüyemez olur sevdâmın adımları…


Bu baharda gelmeye imkânın yok mu?


Yıldızları söndüren gözlerin düşüvermez mi umuduma? Sevdâları kıskandıran, o aşkı mesûd eden güneşlerin yol verdiği sÎman, salıverilmez mi bu baharda aşkına susayan, dermânsız kalan meyûsluğuma…


Aydınlığının gölgesinde deliniverir mecâlim… Bu baharda ağlamaya ara verilmez olur, sen teşrif edene dek… Savrulan yapraklara umut olup düşene dek… Sen, avuçlarımdan sensiz akıp giden zamanları sînesinden vurana dek…

 

Şimdi hasretimin, sabrımın sınanma vaktidir…


Hangi gecemin rıhtımında dayanılmaz olur kalbimi karan karanlık? Hangi aydınlık doğar geceme ve hangi tâkatim üşüşür aşkınla sermest olan yüreğiyle aydınlığına?


En uzak şehirlerin beklediği vuslatlar, nerede kaldın Ey Resûl, dargın durur baharlar… İlmek ilmek işler seni yüreklerine bu canlar… Şehirler ağlar sensiz gözlerimiz ağlar… Temiz yüreklerden hediyedir bu mısralar… Esen bir rüzgâr gibi uçuşur tüm duâlar… Mânâ buluverir artık cemre düşer selâma… Yüreğimle karşındayım işte durdum kıyâma…

 

Emine Dündar
hazersofrasi.com



Yorumlar (2) :: Yorum yazın! ::


 

 

Kİ GÜNEŞ...

 

(YETİMLERİN EFENDİSİ’NE (SAV) SESLENİŞ) 

 

Medine de bir şirkette elektrik teknisyeni olarak çalışan Allah dostu ve peygamber aşığı bir kardeşimiz, işin son günü sabah mesaisinde kendisine verilen teknik görevi tamamlayıp ayrılmak üzere iken, Resulullahın Ravzasında elektrik çarpması sonucu vefat etti ve ‘Cennetu’l Baki’ye defnedildi. Tabi ailesi mecburi istikamet

Türkiyeye döndü. O zaman 7 yaşında olan oğlu, bugün ortaokul öğrencisi. Kompozisyon dersi ödevi olarak bir makale yazmış ve birincilik almış.

İşte o peygamber aşkını en derinden yaşayan bir yüreğin yansımaları...

Biliriz ki dil, kalpten geçen her şeyi ifade edemez…

 

 

BİR SENİ GÜNEŞİMİ,BİR BABAMI,BİR DE TERLİKLERİMİ BIRAKMIŞTIM GELDİĞİM YERDE...

 

Bir ilkbahar gününde güller gibi kokan Medine'de dünyaya gözlerimi açmıştım. Doğduğum hastane senin Ravza’nın hemen yanı başında olduğu için, duyduğum ilk koku senin bahçenin gül kokuları olmuş. Babam gelipte daha kulağıma ezan okumadan, kulaklarım senin mescidinin ezan sesleriyle şereflenmiş

40 günlük olduğumda ilk ziyaretimi de senin Hane-i Saadet’ine yapmışım. İlk adımlarımı senin Ravza’ndaki mermerlerinde atmış ve Rabbimle ilk buluşmamı, ilk secdemi senin mescidinde yapmışım. Hemen hemen yaptığım her ilkte sen varsın. Daha konuşmasını öğrenmeden seni sevmeyi öğrendim ben...

 

Belki seni çok tanımazdım ama sanki bana çok çok yakınmışsın gibi severdim seni. Senin evini her ziyarete

Senin evini her ziyarete gelişimizde seni görmesek bile senin varlığını hisseder, evinden her ayrılışımızda hüzünlenirdik

 

Çocuklar evde sıkılınca babaları parka, eğlence yerlerine götürsün isterler. Biz Medine de yaşadığımız sürece, hiç babamızdan parka götürmesini istemedik. Bizim canımız sıkılmaz mıydı acaba hiç? Sanırım Medine’deki hiçbir çocuğun canı sıkılmazdı. Çünkü orada hiçbir yerde olma.

Çünkü orada hiçbir yerde olmayan gül bahçesi ve bahçenin biricik Efendisi vardı...

 

Bizim vaktimizin çoğu o bahçede geçerdi. Senin bahçenin mermerlerine ayakkabı ile basamazdık. Yalınayak dolaşırdık mermerlerin üstünde. Kim bilir, korkardık belki de bahçenin güllerine basıvermekten. Yazın mermerler ayaklarımı yakardı. Olsun, bu da bizim hoşumuza giderdi. Babama sormuştum bir seferinde:

 

- Babacığım neden Medine bu kadar sıcak diye. Babam da:

- Evladım Medine’de iki tane güneş varda ondan, derdi.

- Nasıl olur babacığım, güneş bir tane değil mi? derdim. Babam gülerek…

- Bak yavrum doğru, bütün dünyayı ısıtan bir güneş var ama bir de alemleri ısıtan ve aydınlatan güneş var. O güneş de Medine de olunca sıcaklık iki kat oluyor.

 

 

Babamın bu cevabı hoşuma giderdi ve ısınırdım. Gerçekten de ayaklarımızı mermerler ısıtıyordu ama senin güneşin de, sıcaklığın da içimizi ısıtıyordu

 

Medine den ayrıldığımızdan beri, belki ayaklarımız ısınıyor ama içimiz bir türlü ısınamıyor…

 

 

Çünkü güneşimizin en büyüğünü orada bırakmıştık. Ben güneşimi kaybetmiştim. Onun evine, bahçesine gidemiyordum artık. Gerçi ışığı, ta buralarda bizi aydınlatıyordu ama içimi ısıtması için onun Ravza’sında yalınayak koşmam lazımdı.

 

 

Evet, bahçende yürürken ezanlar okunurdu. Öyle güzel okur ki Medine müezzini ezanı, sanki Bilal-i Habeşi (ra) okuyor sanırsınız. Namaz kılmak için Mescide koştururduk, bilir bilmez. Babamın yanında namaz kılardık. Büyük sütunların altından gelen soğuk havadan saçlarımızı savurturduk. Zemzem bardaklarından güller yapardık. Namaz kılarken yanımıza usulca bir kedi sokulurdu. Babam 'incitmeyin sakın,

onlar Ebu Hüreyre’nin (ra) kedileri' derdi, biz de inanırdık. Senin Mescidine kediler de girebilirdi. Sen çok iyi bir ev sahibiydin çünkü…

 

Çarşamba günleri hep Uhud'a giderdik. Senin çok sevdiğin amcanı ziyaret etmeye. O bizim de amcamızdı. Kardeşlerimle Ayneyn tepesine çıkar, oradan Uhud’da yatan 70 şehide selam verirdik. Uhud Dağı’na her baktığımızda, sanki orada seni görür gibi olurduk.

 

Uhud da senin Ravza’nın kokusu gibi gül kokardı. Orası da ayrı bir gül bahçesi idi sanki…

 

İşte benim yedi senem ki en değerli en güzel yıllarım senin köyünde, senin gül bahçende, senin savaştığın yerlerde, sanki yanımda sen varmışsın gibi seninle dopdolu geçti.

 

 

Seni görmesem de seninle yaşamaya o kadar alışmıştım ki senin yanından ayrılırken sanki bir yanım, bir canım, bir parçam orada kalmıştı. Buraları bana gurbet oluverdi.

 

Elimde olsa hemen yanına koşar gelirim ama hep ‘büyüyünce gidersin’ diyorlar. Ben sırf senin yanına gelebilmek için büyümek istiyorum. Senin yanına geldiğim zaman büyümüş bile olsam, bahçendeki mermerlerde yalınayak dolaşacağım. Ta ki güneşin içimi ısıtana kadar…

 

Senin hasretinden içim üşüyor. Belki hasretin herkesi yakar, beni de üşütüyor işte. Çünkü benim ruhum doğduğumdan beri senin sevginle ısınmaya alışkın.

 

Senin sıcaklığına o kadar muhtacım ki

 

Ne olur ben sana gelemesem bile sen beni hiç bırakma. Işığınla gecelerimize nur ol. Sıcaklığınla bütün zerrelerimizi ısıtıver. Hani sana Medine’deyken komşuyduk ya, evlerimiz birbirine çok yakındı. Senin varlığın bize güven verirdi hep. Yine öyle ol, ara sıra da olsa evimizi şereflendiriver.

 

Hem benim adım Nebi, aynen seninki gibi. Bu ismi bana seni çok seven bir dostun koymuş. Diğer adım da Muhammed, yine senin gibi. Bu ismi de canım babacığım koymuş. Buraya gelirken senin köyünde bıraktığımız babacığım.

 

Sana benzeyen bir yanım daha var. Ben de senin gibi babasız büyüyorum. Ben çok şanslıyım, sen bize asla yetimliğimizi hissettirmedin. Medine’den ayrıldığımızdan beri sanki sen hep yanı başımızdaymışsın gibi hissediyorum. Geceleri korkmadan güvenle uyuyorum hep. Seni tanıdığım ve seni sevdiğim için Rabbime binlerce kez teşekkür ediyorum…

 

Babam senin köyünde kalmıştı. Biz babamın cenazesini gömerken abimin terlikleri babamın kabrine düştü ve orada kaldı. Ben o terlikleri çok kıskandım. Çünkü abimin terlikleri hep babamla kalacaktı. Babamı son ziyaret edişimizde ben de kimse görmeden terliğimi babamın kabri üstüne gömüverdim. İşte şimdi benim terliğim de hep babamla kalacaktı.

Evet, demiştim ya bir güneşimi, bir babamı, bir de terliklerimi bırakmıştım geride. Babam ve terliklerim hep oradaydı, gelemezlerdi. Ama güneşim hep yanımızdaydı. Yetimlerin efendisi, yetimlerini hiç ışıksız bırakır mı ? Dünyanın bir ucuna gitmiş olsaydık bizi bırakmayacağını biliyordum.

Gözümüz gönlümüz seninle aydınlanır Efendim.

Ruhumuz, içimiz sıcaklığınla ısınır

Bir gün sana gelişim geç bile olsa bana,

Gül bahçesinin mermerlerinde yalın ayak koşmak…

Ta ki aşkınla, sevginle bütün bedenim yanıp kavrulsun…

Terliklerimi bıraktığım o güzel mabed son durağım olsun..

 

 

(alıntı)

 

 

 

Yorumlar (4) :: Yorum yazın! ::


 

 

Gel Ey, Güllerin Efendisi!..


Gel ey, konuşurken dudaklarına tebessümler karışan... Gel ey, yüzüne üzgünlerin üzüntüsünü dağıtmak yaraşan!.. Gel ey, âteş-i aşkına yanmak için âşıkları birbiriyle yarışan!..


Gel ey!..

Önce kendine çektin, sonra mugaylan dolu beyabanlarda dermansız koyup bizi bir başımıza gittin dönmemek üzere. Ve dudağının dokunduğu çesmeler de gitti. Gittin ve vecd ile kendinden geçen zamanlar, sensizlik bunalımlarının gelgitleriyle kör kuyulara gömüldü. Gittin ve tenha elvedalarda düğümlendi sevinçlerimiz; durmuş çarklara sıkışıp kaldı çığlıklarımız. Sen gidince yanlış hesaplarında önce pazarlar kurduk köhne dünyanın, sonra köhne hesaplarıyla mezada çıkarıp aşklarımızı dünyalıklara sattık. Gittin de savrulan umutlarımızı ektik yollarına; sabrımızın gözlerine çekilen milleri çelik masiyetlerle mıhladık. Gerilmiş yaylarımiz kepade düştü hoyrat ellerde, uykulu oyunlarda sahlarımız mat oldu; ve bileyli kılıçlarımız pas tuttu karanlık kınlarında.

Ak kor olduk... Nemrudî alevlere soktular başlarımızı, hakikat, ak kor olduk... Vurdular durmadan dinlenmeden... Örslere konuldu başlarımız, hakikat vurdular dinlenmeden durmadan. Ağlattılar ağladıkça biz... Çeliğe su verelim diye ağladıkça ağlattılar bizi... Heyhât! Tutturamadık kıvamını suyun, isabet ettiremedik gözyaşlarımızın damlalarını çeliğe ve ilk çalışta kırıldı kılıçlarımız kara keçelere. Yenildik, yorulduk, yığılıp kaldık çıkmaz sokaklarda. Bütün sorularımızın cevapları cevapsız kaldı; bütün hayallerimizin hayali hayal oldu. Tel tel arzulara mahkûm edildi nefislerimiz ve ruhlarımız tül tül alevlerde yandı. Gizemli bilinmezliklerimizin iksirlerini gizli dünyalara gizlediler bizden.

Gel ey!..

Hani dostların vardı, kimi aşk okuyan Kitaplar Kitabı'ndan; kimi ilham dokuyan hitaplar hitabından. Kimine köşkler düşmüştü cennetten, kimi cennette köşklere düştüydü hani. Kiminin ateşlerine rengi düşerdi gülün de; kimi güllere rengini düşürürdü ateşin. Kimine yıldızlar düşerdi göklerden, kiminin yıldızına düşerdi gökler ya...

Hani sen "Yıldızlarım," demiştin, "hangisine uyarsanız doğru yola ulaşacağınız yıldızlarım!.." Sen gittin efendim ve hasretin yıldızlarını da çekti senden yana. Şimdi kim varsa yıldızlaşmaya yüz tutan, gökleri üzerine kapatıyor ehremenler. Bizler yanıyoruz, yanmamakta direniyor gökte yıldızlarımız... Güllerimiz küle durmakta yokluğunda, sultanlarımız kula dönmekte...

Gel ey!..

Ayrılığında çoğalan alevleriyle arınalım aşkının; yanalım yandıkça ve yandıkça yanalım. Aşk yüzünden elbisesi yırtılan da, Hak uğruna gözlerini kurutan da seni arzulamakta şimdi. Bizi kendine madem yine sensin bağlayan ve ayrılığının derdine yine sensin ayrılıkla derman olan, o hâlde gülümse bize efendim, bize gülümse. "Allah onları sever; onlar da Allah'ı sever" sırrına ermekte rehberimiz ol, tut günahkâr ellerimizden; günahkâr ellerimizden tut.

Sen ey!..

Gelsen hayallerimize bir kez... Ve üzerine sepet sepet güller döksek biz. Gelsen düşüncelerimize bir an... Ve baharları sersek ayağına çiçek çiçek, mevsim mevsim, ıtır ıtır... Dolunaylar yerine doğsan dünyamıza bir vakit... Ve zatını gündüz değilse, hayalini gece göstersen bizlere. Girsen ansızın düşlerimize, şefkat parmaklarınla okşasan başımızı ışık ışık... Ve ışığına düşsek pervaneler gibi; pervaneler gibi ışığına düşsek.

Gel efendim...

Bir kez doğ içimize de isterse kaybolsun dolunaylar, güneşler... Gir gözümüze de bir nefes, isterse silinsin tûtyâlar, sürmeler... İlham olup ak gönlümüze bir anda, isterse yitirilsin uçtan uca naatler ve gazeller, beyitler ve dizeler uçtan uca yitirilsin isterse...

Gel efendim, dostluğuna muhtacız; umutsuz ve çaresiz bırakma çaresizlerini. Gel yeter ki, hakkımızda verilecek her hükme razı olalım.

Gel ey, bitir bitmeyen hasretini içimizde!

Gel ey, onsuz mutluluk bulamadığımız!..

Gel ey, kendisine layık olamadığımız!..

*

Gel benim efendim, bir kez olsun dokun yüreğime, yüreğime dokun bir kez olsun...

Yüreğim kanıyor efendim, kanıyor yüreğim!..

Çığlık çığlığa beşeriyet, çiğnenmiş reyhanlar misali hep seni arıyor. Uyandır zindanlara koyduğumuz Yusufî sevdalarımızı efendim. Uyandır bahtını üftadelerinin...

Seb-i hicrân yanar cânım döker kan çeşm-i giryânim

Uyarır halkı efgânım kara bahtın uyanmaz mı?

 

Prof. Dr. İskender Pala

 

 

 

 

Yorumlar (2) :: Yorum yazın! ::


 

MEVLİD KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN,

 


 

"BAKIP SENİ GÖREN AŞIK

BAŞKA CEMALİ NEYLESİN?

DOSTLUĞUNA EREN SADIK

BAŞKA VİSALİ NEYLESİN?"

 

***

 

 

HaYaT BaHÇeNiZ MUHAMMEDİ GÜLLERLE DoLSuN...

 

 

***

 

 

Yorumlar (11) :: Yorum yazın! ::


Dursun Ali Erzincanlı'nın yorumuyla...

 

SEN YOKTUN SULTANIM!...


 

 

 

 


 

 

GELSEYDİN...

 

 

 

 

 

 


Yorumlar (0) :: Yorum yazın! ::


 

 

EFENDİMİZ'İN(SAV)  ŞEMALİ

 

 

·        Yaratılış ve ahlâk itibariyle insanların en üstünü idi.

·        Bütün Peygamberlerin en güzeli o idi.

·        Boynu uzun ve gümüş gibi saf, omuzları ve pazuları kalın, parmakları uzundu.

·        Kendisi şişman değildi.

·        Uzuna yakın orta boylu, güçlü ve kuvvetli idi.

·        Mübarek cildi ipekten yumuşaktı.

·        Yüzü hafifçe yuvarlak, kaşları hilâl gibi idi.

·        Kirpikleri uzun, gözleri kara, büyük ve son derece güzeldi.

·        Saçları ne pek kıvırcık, ne de pek düz idi.

·        Sakalı sık ve tamdı. Uzun değildi.

·        Cismi güzel, kokusu hoş idi.

·        Sünnetli olarak ve göbeği kesik vaziyette doğmuştu.

·        Yüzü gül gibi kırmızıya benzeyen beyaz ve nuranî, berrak ve ışıklı idi. Dişleri inciler gibi beyazdı.

 

·        Konuşurken ön dişlerinden nurlar saçılır, gülerken ağzında ışıkların bile aydınlandığı sanılırdı.

·        Koku sürünsün veya sürünmesin teni ve teri en güzel kokulardan daha güzel kokardı.

·        Mübarek eliyle bir çocuğun başını okşasa, o çocuk diğerleri arasından hemen seçilir, belli olurdu.

·        Pek uzaktan işitir, kimsenin göremeyeceği mesafeden görürdü.

·        Bir yere giderken sağına soluna bakıp yürümez, vakar ve süratle ilerlerdi. Yüzünde nur, sözünde kuvvet, lisanında bir güzellik vardı.

·        Herkesin aklına göre söz söyler, herkese güler yüz gösterirdi.

·        Kimsenin sözünü yarıda kesmez, haşin davranmaz, mütevazi yaşardı. O'nu ansızın görenler heyecan ve sevgiyle ürperir, konuşunca hayran olurdu.

·        Bütün insanları hoş tutar, hizmetçilerine şefkatle muamele ederdi.

·        Kendisi ne yer, ne giyerse, hizmetçilerine de onları yedirir, onları giydirirdi.

·        Çocukları çok sever, saçlarını okşar, onlarla konuşurdu.

·        Son derece cömert, sözüne sâdık ve merhametli idi.

·        Güzel ahlâk bakımından insanların en üstünü idi.

·        Hülasa kâinatın efendisi, Allah'ın sevgilisi, mü'minlerin baş tacı, hasta gönüllerin ilâcı, çaresizlerin yardımcısı, mazlumların koruyucusu, düşünülebilen her türlü üstünlüğün sahibi idi.

·        Allah'ın salât ve selamı O'nun ve O'na yakın olanların üzerine olsun.

 

 

 

(alıntı)

 

 

 

Yorumlar (0) :: Yorum yazın! ::


<--<--SONRAKİ SAYFA :: ÖNCEKİ SAYFA--> -->

*VakTiViSaL*



Sonra sustum...Suskunluğumdu artık konuşan hep durmadan..Vuslat vurgunu günlerimin hüzzam sevdalarına kulak verdi yine gönül;öylece kararsız ve yorgun...Derken bir ben kaldım tenhasında gecenin,bir de suskunluğum...

...vakt-i visal...



ZİYARETÇİ DEFTERİ


KaTeGoRiLeRiM

  • Kelâm & Kalem
  • ASKIN HuKuMRaNLIGI
  • Can KıRıKLaRı
  • DUA UFKU
  • EbE SoBe
  • EbRuLi
  • G.Türk El Sanatları
  • GULLERiN SULTANI
  • Hasbihal
  • HaSReT KOYDUM ADINI
  • HaTTaT HiKaYeLeRi
  • HaYaTa DAiR
  • HiKaYeLeR
  • HuSN-i HaT
  • iNLeYeN NaGMeLeR
  • iSLaM PeNCeReSiNDeN
  • MIsRa-i BeRCeSTe
  • SeVMeK OLMEKLE BASLAR
  • SiiR BAHCESi
  • SoZuN KaLBi
  • TaRiHTeN bir SaYFa
  • TeFeKKuRe YOLCULUK
  • TURKULerin DiLi
  • UMUDUN olsun yeter
  • Vaktivisal ViDeO
  • Vaktivisal'ce FLasH
  • YuReGiM KaR ALTInDa


  • SoN YaZıLaRıM

    Y a L e Y L i
    HaYıRLı BaYRaMLaR
    bir 'aşk' hikayesi...
    Sitemim Sanadır Yar!
    Ey Beni En çok Sevenin En Sevdiği!
    birkaç nefescik daha...
    Nereye Gidiyorsunuz?
    Hamuş ve bişrev!..
    Ramazan Duası
    ...Ramazan-ı Şerif...
    Kim-se-ler bil-mez!
    Su-ateş-aşk
    Vakt-i Visal yazıları-Arz-ı Halim
    gâm~efgân
    Pişmanlıklarımızın uslanmaz tetikleyicisi...
    .mavi..sessiz..derin.
    Yaşama dair küçük bir kesit...
    "Nakşıgül"
    ....ARAZ....
    Tavan arası/VeFa
    ~~ VeFâ ~~
    Bana bir yalnızlık bıraktın;
    Hayat Sabra Denktir
    ...Niyet...
    Vaktivisal Yazılı Resimler



    "Bir güneş ışığı say güzelliği,üç renkli camdan süzülen...Hani ruh,gönül ve beden camında huzmelenen bir nur de adına...Akşam olunca çekilip güneşe geri gider ya hani ışıklar ve hani göz kapanınca kaybolur ya nurlar...Işığı da,nuru da camsız görmeye alıştır kendini...Yolda kalmamak,cam kırılınca kör olmamak için... Gel artık kardeşim,gülümseyelim ve güzellikleri görelim.Bıçağın ağzına sunulmadan ariyet güzelliklerimiz ve dönülmeyen yolculuklara çıkmadan benliklerimiz,mahşer mahşer yağmalanan imanlarımızda eriyen zamanların surlarını güzelliklerle örelim.Duyarak ve düşünerek,her ikindi güneşinin lirizmi gibi,her dolunay akşamının romantizmi gibi güzelliğe bakalım ibretle ve içimizde büyüsün bütün güzellikler.Seste,biçimde ve boyada hakikatin güzellğine bırakalım kendimizi,Mutlak Güzel'den renk devşirelim..."

    *İsKeNDeR PaLa*



    **VaKTiViSaL's ViDeos**



    ***

    SESİME CEVAP VEREN SENSİN,YAKARIŞIMA SES VEREN SENSİN,ÇAĞRIMA KARŞILIK VEREN SENSİN,DİLEKLERİMİ ÖNEMSEYEN SENSİN,DUALARIMI İŞİTEN SENSİN...

    YOKLUĞUM EN GÜZEL DUAMDIR;VARLIĞIMI SANA DUA EYLE.SUSKUNLUĞUM EN KESKİN SÖZÜMDÜR;SÖZÜMÜ SANA DAİR EYLE.KIRIK KALBİM EN İYİ YANIM;KALBİMİ SANA YAR EYLE..."

    ***

    "İŞTE! KARŞILIK BULACAKSIN...ÇAL KAPIYI,USANMA! AÇILMAK İÇİNDİR KAPILAR.YER OLMASAYDI ORADA SANA,ÖNÜNE DUVARLAR ÇIKARDI.VERMEK İSTEMESEYDİ İSTEMEYİ ÖĞRETMEZDİ.MADEMKİ İHTİYACIN VAR,ÇALACAKSIN ÖYLEYSE,EN BÜYÜĞÜNÜ ÇAL KAPILARIN...AÇ ELİNİ GÖNLÜNLE BİRLİKTE,DİNLEYEN RABBİNDİR SENİ..."

    ***

    "Sen ki gözlerime görmeyi bahşettin,cemalini görmeyi de yaz bana.Sen ki kalbime sevmeyi lutfettin,sevdiklerinden olmayı da yaz bana.Sen ki yokluğuma var olmayı yakıştırdın,ebedi vuslatını ver bana..."

    ***

    "RABBİM! SEVGİNİ,SENİ SEVENİN SEVGİSİNİ VE SENİ SEVMEYE BENİ YAKLAŞTIRACAK OLANIN SEVGİSİNİ NASİP ET."

    ***

    "SEN Kİ MERHAMETİNLE VARLIĞA ERDİRDİN BENİ,CÖMERTLİĞİN HİÇLİĞE DÜŞMEME İZİN VERMEZ.EBEDİ CENNETİNE BUYUR ET BENİ...SEN Kİ GÜL YAPRAKLARINI KOKULARLA BEZER ,BÜLBÜL KOKULARIYLA SÜSLER,ŞEBNEMLERLE TAÇLANDIRIRSIN,KEREMİN KALBİMİN SEVDASIZ KALMASINA İZİN VERMEZ.AYRILIKSIZ AŞKLARA KAVUŞTUR BENİ...."

    ***

    <%RecentEntryTitle%>



    ~Vaktivisal's photos~
    www.flickr.com

    SoN YoRuMLaR

    es-selam
    HAYIRLI CUMALAR...
    es-selamünaleyküm Esra Can
    ziyaret
    selam
    L e y L
    s.a.
    AZERBAYCAN BAYRAĞINI ŞABLONA TAŞIMA KAMPANYASI...
    s.a.
    ..





    Vakt-i Visal Blogunu nasıl buldunuz?
    Son Durum
    Altyapı: Pollemik.com
    ;
    Vakt-i Visal blogunda en çok neyi beğeniyorsunuz?
    (En az 1, en çok 3 seçenek işaretleyiniz)
    Son Durum
    Altyapı: Pollemik.com



    Değerli ziyaretçiler!..

    Ziyaretleriniz,ilginiz ve yorumlarınız için çok teşekkürler...

    Gönlünüzdeki güzelliklerin daim olması ümidiyle selametle kalınız..



    !!! KAYNAK GÖSTERİLEREK ALINTI YAPILABİLİR !!!

    Site Tasarım:

    **VAKTİVİSAL**


    Copyright © 2006 - 2009 VaKTiViSaL

    *VaKTiViSaL*

    BLoGCu DoSTLaR

    azadgulu
    suyayaz
    zerreitoz
    güLaLe
    havfvereca
    esmaLaLe
    kelebek-z
    mehmetbeydemir
    saklıdiyar
    nisanur


    kuzeydenizi61
    dizix
    edebiyatvakti
    gonuldostu1
    sonsuzlukkervani
    iskenderpala
    cile
    ahulugeceler
    zayenderud
    deligece
    zikrayat
    gelincik2
    DELALEDILEMIN
    hatto
    dualarile
    ilmekledigimduygular
    teknikpcdersleri
    bentsahra
    teksin61
    hattatlar
    esramelek
    eglencebaslasin
    birLahza
    siiryarismasi
    rumuzsehadet
    beyzadem23
    hsyn125
    geceesintisi
    YanikSevda
    msimurg
    zerreitoz
    genocide
    swm
    mesale
    edebiyatpinari
    uzlet
    tezhip
    hazanseli
    minare
    vuslatsevdasi
    aysecim
    zikrullah
    benimdunyam80
    seyyahyolu
    93busra
    saadetimm
    minecck
    paci
    huzuncile
    impeesa
    dostlukrehberi
    teslimiyet
    sessizyusuf
    ResuleVuslat
    eskalud
    turkce1224
    alisevgi
    yuregimnereye
    garipyolcu
    mehmettturkmen
    havfvereca
    azadgulu
    beydaba
    nurseli
    ruhumdaninciler
    siargunlugu
    yusuftektas
    sifam
    aslihanca
    kitabooku
    zerirem
    yozgatnur66
    success
    rindiseyda
    mavisoluk
    guLaLe
    gulumcan
    koyukahve
    dilsizmutercim
    kozan
    efsane90
    elifmutlu
    maviyanim
    ahsenyar
    paci1
    HAYATINGERCEGI
    vuslatgulu
    halesira
    acemgizi
    kirmizikaranfil
    gymim
    edaca
    eserden
    ruhsuzlar
    ayvenur
    bayansanem
    umutmavisi
    TILLSIM
    nalezar
    bluepoison
    Dizin , TrDizin

    Zirve100 Site ekle

    Yaşam ve İnsanlar Sevdalist - Sevdalara.net
    http://www.tavaf.com/toplist/
    Site Ekle
    Arama motorlarına kayıt, sunucu barındırma, hosting, co-location, webhosting
    Sitetistik

    TÜRK MİLLETİ SİZİNLE/VAKTİVİSAL/



    Copyright © 2006 - 2009 VaKTiViSaL .Site Tasarım:VAKTİVİSAL

    ** Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir **