Yandıkça su,alev alıyor aşk ve yüreğimiz kanlı bir ebru oluyor

*** Sevgi bir bakış,bir gülüş müydü bazen;bir akış,bir koşuş muydu?!..Sevgi,gönül kumaşında bir nakış mıydı?... ***





Bir Aşk Hikayesi...

Geceleri balkonda ışığın etrafını alan pervane böceklerini fark etmiş miydik hiç?

Ya onların aşk uğruna yaşadıklarını bilir miyiz? Yani pervanenin mum ışığıyla yaşadığı aşkın hikayesini…

Aşk bir farkına varış, bir idrak seviyesidir…
‘Aşk odu önce ma’şuka, andan âşıka düşer.’ derler, malum. Yani aşk ateşi önce sevilene ondan sonra sevene düşer. Önce sevilende bir ateş yanmalı ki pervane onun etrafında dönsün, pervane o ateşi görsün, sonra aşkının farkına varsın…
Pervane aşkını ispat edebilmek için gördüğü anda ışığı, etrafında dönmeye başlar. Bir cezbedir bu. Bu cezbenin gittikçe daralan bir çemberi vardır. Işığın etrafında döner, döndükçe biraz daha yakından dönmek ister. Işığı gördüğü anda aşkı ilmel yakin olarak tanıyan pervane, onu aynel yakin bilmek istediği için gittikçe mumun etrafındaki çemberi daraltıyor. Çember daraldıkça pervanenin aşkı artıyor, şevki artıyor, coşkusu artıyor. Coşkusu arttıkça da cesareti artıyor. Aşk cesaret işidir, neticede. Ve pervane cesaretle kanadını şöyle bir değdirir ateşe. İlk lezzettir işte o acı. Acı verir, yakar içini. Ama ona verdiği acı o kadar hoşuna gider ki, daha fazla dönmeye başlar. Acı ve lezzet…
Birbirine zıt bu iki duygunun bir arada olması nasıl mümkün… İşte bu noktada, azabın ve acının lezzet olmasındaki sırrı yakalamak gerek.

Azap kelimesi azp kelimesinden türüyor. Azp lezzet demek. Azabın ne olduğunu buna göre ölçün ve düşünün. İşte kanadının ucunu bir defa yaktığı zaman pervane ilk azabı duyar; fakat öyle bir lezzettir ki o azap… Bu azap ve ondan alınan lezzet, insanı yavaş yavaş nefsinden sıyırıp vuslatı mümkün kılar. Bu sefer daha büyük bir cesaretle kendini ateşe atarcasına gider ışığı kucaklar.
Ve burada ateş pervaneyi yakar kavurur. Bir buğday tanesi gibi toparlayıp yere düşürür. Artık pervane ‘hakkal yakin’ biliyordur vuslatı. Bu fenadır. Bu canını verdiği noktadır. Mumun bundan haberi bile yoktur belki. Olmasına da gerek yoktur. Bu pervanenin aşkıdır çünkü. Aşkı uğruna can veren pervanenin aşkı. Ama öbür taraftan mum da yanar. Onun aşkı da, acısı da kendincedir. Önce can ipliğine bir ateş düşer ve yanmaya başlar mum… Sonra içindeki o yangını söndürmek için gözyaşı döker. Ateşi su söndürür çünkü.
Ama mumun gözyaşları onun ateşine daha da bir güç verir, elemi arttıkça artar.
Ve erir can ipi, sevgilinin yolunda yok olana dek…


İskender Pala

***


"Aşk yoluna düşen Aşk erlerinin Aşkları daim olsun..
 Vuslata ermek dileğiyle..."



Yorumlar (11) :: Yorum yazın! ::




Su ile ateş ve aşk dost olmuşlar ve birlikte zaman geçirmeye başlamışlar. Birbirlerine öylesine alışmışlar ki su ateşsiz bir yere gidemez olmuş, ateş suyu görmeden uyuyamaz olmuş, aşk ateşsiz yürüyemez olmuş, su aşksız akamaz olmuş. Zamanla aralarına ayrılığın girmesinden endişelenmişler,  birbirlerini kaybetmekten korkar olmuşlar. Başbaşa oldukları bir gün kaybolurlarsa birbirlerini nasıl bulabileceklerini anlatmaya karar vermişler.

Ateş ve aşk suya sormuşlar: “Kaybolursan seni nasıl bulacağız?”

“Nerede bir şırıltı duyarsanız beni orada bulabilirsiniz” diye cevap vermiş su.

“Peki” demiş ateş ve aşk, “seni bulduğumuzda bizi hayli özlemiş de olacağına göre güzel bir karşılama hazırlarsın değil mi?”

“Elbette!” demiş su şırıltıyla.

Serin damlalarıyla ateşin omuzuna dokunmuş:

“Dostum, ateş, sen geldiğinde içim öyle ısınır, öyle ısınır ki, sevincimden buharlaşır, uçarım, göğe yükselir, bulut olurum.”

Ateş bu cevaba çok sevinmiş, daha bir hararetle yanmaya başlamış.

Sonra küçük mavi gözlerini aşka çevirmiş:

“Sevgili dostum aşk, seni görür görmez koynuma alırım. Birlikte dere tepe gezeriz, ırmaklara katılır ve denizlere varırız. Biliyorum ki, akışım aşkla olursa şırıltılarım daha güzel olur! Aşkla aktığım ırmaklara hayat götürürüm. Aşkla vardığım denizlerin mavisi bir başka olur.”

Aşk bu cevabı çok beğenmiş.

Sonra aşk ve su ateşe sormuşlar: “Seni yitirirsek nasıl buluruz?”

“Nerede bir duman görürseniz, bilin ki ben oradayım” demiş ateş de.

“Peki, sen bizi nasıl karşılayacaksın?” demiş aşk ve su.

Ateş önce sıcacık bir gülümsemeyle suya cevap vermiş:

“Dostum su, sen geldiğinde hemen sönerim, senin dostluğunun hatırına yok olur, duman olurum.”

Ateş bu, bu cevabı çok sevmiş, daha bir hararetle yanmayı sürdürmüş.

Ateş sonra alev alev dudaklarıyla aşka konuşmuş:

“Sevgili dostum aşk, sen geldiğinde daha da içten tutuşurum. Elinden tutup insan kalplerine varır ve aşıkların kalbine kıvılcımlar taşırız. Çok iyi biliyorsun ki, ben sen olmaksızın yakamam. Sen yanımda olmasan, alevlerimiz kimsenin kalbine düşmezdi.”

Sonunda sıra aşka gelmiş.

Ateş ve su birlikte sormuşlar:

“Peki sevgili aşkseni kaybedersek, nasıl bulabiliriz?

Aşkın cevabı oldukça düşündürücüymüş:

“Beni kaybederseniz, bir daha asla bulamazsınız.”



Senai Demirci
"ateş ve aşk"


Yorumlar (4) :: Yorum yazın! ::




Aşk geldi...


    Aşk konusunda kim ne söylerse söylesin, en doğru ve en kâmil sözü henüz söyleyememiş olur. Neden mi? Aşk konusundaki en doğru söz, onun hiçbir söze sığmadığıdır da ondan.

Bu yüzden hiç kimse onu tam manasıyla anlayamaz ve anlayamayacaktır. Her kim bu uğurda varlığını yok etse, bu gerçek değişmeyecektir. Klasik şairlerin her konuyu kolayca anlattıklarını, ama sıra aşka gelince kalemin dilinin dilim dilim yarıldığını söylemeleri boşuna değildir. Her âşık ki aşka dair söylediği her şeyin daha sonra yanlış ve eksik olduğunu görmekle kendinden utanmıştır; bu gerçeği bilir. Bu yüzden, gökkubbenin altında aşkın yüzlerce ve belki binlerce tanımının yapılmış olması, bize yüzlerce ve belki binlerce çeşit aşkın var olduğunu hatırlatır. Ve bir de onu en iyi anlayanların, gönüllerini aşka rehin verenler olduğu gerçeğini... Mevlana bunların en ulularından biridir. Mesnevi’sinde olsun, Divan–ı Kebir’inde yahut diğer eserlerinde olsun, sözünün merkezinde daima aşk bulunur. Sözü şiir formatında söylemiş olması, yani gönül dilini kullanmış olması da bu konudaki başarısını artırmıştır şüphesiz. İşte Divan–ı Kebir’den bir yek–âhenk gazel tercümesi:

“Haydi ey âb–ı hayatım olan aşk! Bir nağmeye başla da beni şevkle heyecanla değirmen taşı gibi döndür.

İnsaf et ey kişi! Bir saman çöpü bile rüzgâr etkisi olmadan hareket etmezken, dünya nasıl olur da etki eden bulunmadan kendi kendine döner?!..

Dünyanın her cüzü, her parçası âşıktır aslında. (Her atomun içine bir aşk ateşi düşmüştür de döner durur)

Her parçası bir buluşma sarhoşudur varlığın. Fakat onlar sırlarını sana söylemezler. Çünki sır layık olandan başkasına söylenmez.

Eğer şu gökyüzü âşık olmasaydı, göğsü gönlü böyle saf ve lekesiz olur muydu? Eğer güneş de âşık olmasaydı onun yüzünde bu parıltı, bu ışık bulunur muydu? Yeryüzü ve dağ âşık olmasalardı her ikisinin de gönlünde bir ot bile bitmezdi.

Eğer deniz aşktan habersiz olsaydı böyle dalgalanabilir miydi, çırpınıp durur, coşar köpürür müydü?

Ey insan, sen de âşık ol, aşkı tanı. Vefalı ol da vefa bul!”

(Şefik Can, Divan–ı Kebir: Seçmeler,III,406)

    Mevlana hazretlerinin bu gazelde anlattığına benzer bir ifadesi de Mesnevi’de vardır. Der ki: “Gökyüzü kadınını beslemek için kazanç peşinde koşan erkekler gibi, yeryüzünün etrafında döner durur.

Yeryüzü de o hanımlığı yapar. Cansızlar, bitkiler, hayvanlar gibi çocuklar doğurur onları emzirmek ve beslemek için uğraşır durur. (Mesnevi III, 4409–4410)

Bu beyitleri okuyunca eskilerin “eşyanın ruhu”na ait bir yığın müktesebatını hatırlamamak mümkün değildir. Hani cansız gördüğümüz şeylerin de kainat kitabında bir söz olarak hayat sürdüklerini anlatan o derin mânâlar. Ne yazık ki materyalist eğitim sistemi içinde yoğrulan nesillerimize şimdilerde eşyanın ruhundan bahsetmek, onların ifadesiyle belki de “kafayı yemek” olarak anlaşılmaktadır. Oysa ayet gayet açıktır: “Kâinatta bulunan her şey Allah’a hamd ve tesbîh eder. Fakat siz onların tesbihlerini anlayamazsınız (İsra, 44).” 
 

Eserin müessiri, yaratılanın yaradanı tesbihi ancak aşk yüzündendir. Sevmeden adını anma, âşık olmadan sayıklama ve vird edinme yoktur çünki. Gerçek âşık bu süreçte kendini eşyanın ahengine kaptıran ve varlığın sırrını keşfedendir. Bu da onu halden hâle, suretten sûrete geçirtir. Yine Mevlana’nın dediği gibi:

“Âşık yılmaz, yanar, yakılır ve canını sakınmaz. Utanma ve sıkılma da bilmez. Değirmen taşının altındaki buğday gibi o da ezilir, belalara katlanır, sabreder.

 

Neyi var, neyi yoksa ortaya koyar, (aşk kumarı) oynar, yutulur. Kâr aramaz. Hak’tan aldığı gibi hepsini yine Hakk’a verir.

Hak ona bu varlığı şartsız vermiştir. O cömert kişi de şartsız olarak Hak vergisini yine Hakk’a bağışlar.

Çünki fütüvvet (yiğitlik) şartsız vermektir, bağışlamaktır. Her şeyi verip arınmaktır; her kuralın önüne geçmektir.

Çünki yiğitler ya üstünlük arar ya kurtuluş. Varlıktan, benlikten temizlenenler, kurtulanlar ise halis kurbanlardır.

Onlar ne Cenab–ı Hakk’ı imtihana kalkışır, ne de kâr ve ziyan hesabında olurlar.

Aşk derdine hiçbir yâr, hiçbir dost yoktur. Âşıkın bu maddi dünyada bir tek mahremi bile bulunamaz.

Âşıktan daha deli ve divane kimse yoktur. Akıl onun sevdasına karşı kördür, sağırdır.

Çünki âşığın deliliği herkesin bildiği delilik değildir. Tıp bilgisinde aşk derdinin devası yoktur.

 

Ey aşk yoluna düşen kişi, yüzünü kendine çevir, kendi yüzüne bak. Ey âşık, sana âşık olan ancak sensin, senden başkası değil.

(Mesnevi)



Akan kanım aşk oldu damarlarımda ve kapladı bedenimi...
İlkin boşalttı beni benden ve dost ile doldurdu sonra her şeyimi...
Dost şöyle kapladı ki bütün zerrelerimi, şimdi yalnızca bir ad kaldı benden bana; gerisi hep o oldu...
 Kırmızı gül


Kırmızı gülİskender Pala


Yorumlar (3) :: Yorum yazın! ::




BİR LEYLA DÜŞLEMESİ...


Bir Leyla düşlemesidir aşk.

Yanmaktır bir gülün kırmızısında, türküler yakmaktır sevgiliye. Gün batımlarında tutulan sevdaları gün doğumlarında aramanın adıdır aşk. Seherlerde bülbülün yanık nağmelerinde gül hasreti çekmektir; güle rengini veren, yüreğini veren bülbül olmaktır aşk.
Ve biz şimdi büyüsü kaybolmuş zamanlarda aşkın peşine düştük. Pazar pazar gezinen Zeliha olduk aşkımıza bir Yusuf bulmak için.
Yusuf, esrarını gizleyen ebedi iffetti.

Mecnun'a özendik sevdamızı bir Leyla'ya yüklemek için. Leyla bir ışıktı, ab-ı hayattı aşkı filizlendiren.

Ferhat olup Şirin'ler hatırına gönül kazmasını yamaç yüreklere vurmak istedik. Şirin, gönül aynasında aşkı büyüten bir suretti.

Bitmeyen özlemler büyütüyoruz bağrımızda. Leyla'ya, Şirin'e, Aslı'ya adadığımız yüreklerimiz vardır. Suretten öte aradığımız bir yâr vardır. Yârin adıyla yan yana bilinsin istediğimiz adlarımız vardır.

"Aşk" ile "ilgi duyma"nın karıştırıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Artık güllerimiz Leyla kokmuyor, sevda kokmuyor. Aşkın ilk basamağına dahi çıkamadık. Tutkulara takılıp kaldık. Dergâha gelen delikanlıya şeyhin "Sen git, âşık ol da gel, aşkı bil de gel!" dediği kadar dahi olsa, yüreklerimize işleyemedik aşk nakışını. Gönül toprağına atamadık aşk tohumunu. Nadasa bırakılmış yüreklerimize bir Leyla tohumu düşmedi.

Biz ölümsüz ve günahsız aşklara değil, günübirlik sevdalara takılıp kaldık. Cismaniyetin ağında ateş böceklerini yıldız sayanlar gibi, tutkuları aşk sandık. Talihsiz yanılgılarla yanlış ateşlerde yandı ruhumuz.

Sonu "kaf"la biten, "aşk"ta kalb vardır. Kaf, kalbidir aşkın. Aşkın kalbini çıkarıp aldığınızda geriye "aş" (k) kalır, ceset kalır, madde kalır.

Mecnun'un aşkına özenip de yürüdüğümüz yollar, çöl değil. Oysa aşk, çölde haz verir insana. Kalb, çöl yanmışlığında kanıyorsa aşk vardır. Aşk, yanmışlıkla daha bir lezzet verir aşığa. Susuzluktan çatlayan dudaklardan dökülen Leyla adı, cânân adı, can verir ölür ruhlara. Çölde ceylanların sürmeli gözlerinde Leyla'yı görenler, aşka uyanır seherlerde. Ve aşkın büyüsü örülür seherlerde. Toprak öperken alınlarımızdan, aslında Leyla'dır buseler konduran.

Bizim seherlerimizde ceylanlar yok artık. Biz seherlerimizi uykulara feda ettik, göremiyoruz Leyla bakışlı ceylanları. Üstümüze güneşler doğar oldu. Geceler boyu yıldızlarla söyleşip de onlara elveda diyemedik gün doğumlarında. Biz, ceylanların gözlerini öpemedik, bu gözler Leyla'nın gözlerine benziyor diye. Uykulara feda ettiğimiz seherlere ağlayamadık. Leylasızlığa akmadı göz yaşlarımız.

Biz sevemedik yaratılanı Yaratan'dan ötürü.
 
Yunus mektebinde diz çöküp okuyamadık aşk kitabını.

Oysa, varlığın özünde sevda hamuru vardı. O hamuru besleyen aşkın pişmanlık gözyaşı vardı. Adem ile Havva'dan dökülen. Şimdi ezeli pişmanlıklara değil, günübirlik sancılara akar oldu gözyaşlarımız.

En sevgiliye iltifatlar vardı sevgililer sevgilisinden, "Ben sana âşık olmuşam ey şerif!" hitabının tatlı sıcaklığı vardı. "Levlake..." hitabıyla başlayan bin bir renkte iltifatlar vardı. Âşık ile mâşûkun ezelde yazılı, göklerde yan yana asılı adı vardı.

Aşk medeniyetinin sevda pazarında, gönlümüzü bir Leyla'ya, son Leyla'ya, en Leyla'ya sunmanın hesabındayız. Yere göğe sığmayan Sevgililer Sevgilisini gönül Kâbe'sinde misafir etmenin telaşındayız. Misafirlikler bir olmak içindir, tek olmak içindir.Tıpkı kapısına gelen âşıkına seslenen sevgilinin tek olma hayali gibi.

"Kimsin?" diye seslenir kapısını çalana. Aşka tutulan âşık "benim" der. Ve tekrar seslenir sevgili. "Burada iki kişiye yer yok. Gönlüm teki arzular." Tekrar kapının tokmağına dokunan ve ısrarından vazgeçmeyen âşık, benlik libasından sıyrılır. "Sen'im" der. Vahdete adım atar, bırakır ikiliği, küfrü bırakır, çokluğu bırakır. Sevdiğinde fânî olur. Aşkın bekâsını bulur.

Ebedî aşkı arzulayanlar, sevdiğinde fânî olup ölümsüzlüğe kucak açanlardır.

Ve sevenlerin dilinde sevilenlerin adı bayraklaşır. Dillerde hep Leyla kitabı okunur. Kulağa gelen her nağmede Leyla, esen her rüzgârda Leyla... Buram buram hep Leyla... Kuşların ötüşünde, güllerin kan kırmızı kıvrımlarında, göğün mavisinde, ağacın yeşilinde hep Leyla vardır. Yağmur damlaları vuslata koşar, düşer toprağa. Toprak, Leyla'sıdır yağmurun; toprağın Leyla'sı yağmur...

Mecnun'a adını sorarlar, Leyla der. Geldiği yeri sorarlar, gideceği yeri sorarlar yine Leyla, hep Leyla der. Hep aşk...

Gönlünü Leyla'ya kaptırmışların şafaklarında, güneşin ışıldayan çehresinde gamzeli tebessümler saklıdır. Dağların doruklarında hiç kaybolmayan beyazlıklar, Leyla'nın yüreğe serinlikler bahşeden sevdasıdır. Aşk, kar beyazı vefalar saklar bağrında.

Yüreğine yasak koyanlar, vefalara bezenmiş aşklarında ölümsüzlüğün kapılarını aralar. Gecenin mavi karanlığında yıldızlardan taç yapan âşıklar. Leyla durağında sevda yağmurlarıyla ıslanırlar.

"Cennet gözlüm" dediğimiz ve yarım kalmış yanımızı tamamlayan sevgiliyi alıp da yanımıza...

"Sen ey cenneti müjdeleyen Sevgili, Sevgilim!" deyip düşüp de peşine, tutunup da eteğine aradık mı hiç gecenin ve gündüzün Leylasını? Sevdanın ve Leyla'nın aşkına kaç gün doğumlarını sancıyla yaşadık?
Gün batımlarında kaybettiğimiz Leyla'yı bir gülün kırmızısında bir bülbülün feryadında aradık mı hiç? Leyla'dan başkasını görmez oldu mu gözlerimiz?

Yanıklığıyla ve ceylanlarıyla kendisini aşka çağıran çöldedir Mecnun. Dolaşır bir baştan bir başa. Yüreğinden aşka ırmaklar akar çöl kumlarında. Gönlünü avutur. Dolaştığı günlerden bir gün... Fark edemez namaz kılan bir dervişin önünden geçtiğini. Leyla'dan başkasını görmeye yasaklı gözleriyle göremez, namaz kılan dervişi. Namaz biter. Kırk yıllık bekleyiş yükünü bilen derviş kızar Mecnun'a. Özür kuşanmış kelimelerin ardından, paslı vicdanlara bir hançer gibi, saplanan sözler dökülür Leyla kitabı okuyan dudaklardan. "Kusura bakma derviş baba, ben Leyla'nın aşkından seni göremedim. Ya sen, huzurunda bulunduğun Mevla'nın aşkından beni nasıl gördün?"

Aşk yanılgısıyla avunan yürekler sıtmaya tutulur. Yeni bir sevdanın, ezelî ve ebedî Leyla'nın eşiğinde aşka uyanır canlar, Leyla'ya uyanır. Vuslat kokan düşler Leyla'ya uzanır.


Osman Alagöz


Yorumlar (6) :: Yorum yazın! ::





"
Şunu iyi bilmeli ki, sevgilinin sureti, şekli yoktur!

Sevilen onun manasıdır. İster bu dünyaya ait aşk olsun, ister o dünyaya yani mana alemine ait aşk olsun bu böyledir.

Eğer sen, sevgilinin sadece bedenini sevsen, eğer şekle, surete aşık isen, bir güzelin ruhu bedeninden ayrılınca neden onu bırakıyorsun?

Neden onu götürüp gömüyorsun? Bir ölünün bedeni, sureti, şekli yerindedir.

Senin ona karşı duyduğun bu soğukluk, bu vazgeçiş nedendir?

Ey aşık! Bir ara bakalım, senin gerçek sevgilin kimdir?"




Mevlana Celaleddin Rumi



Yorumlar (4) :: Yorum yazın! ::





"Hüşyâr gönüllerde hasıl olan aşkın sırlarına nâil olmak istersen,
 bir gönül sahibinin gönlüne gir.
Aşk yoluna revan olmak istersen, dikkat et,
 o yolda ezelî ahde vefâ isterler!"



.....
...
.

alıntı

Yorumlar (3) :: Yorum yazın! ::


Rivayet odur ki,

"Mecnun Leyla’yı rüzgarın Leyla’nın peçesini bir ‘an’ açmasıyla görmüş, ve bütün zamanların en ünlü aşkı böyle başlamıştır.

Mecnun’a Leyla’dan vazgeçmesi için ülkenin en güzel kızlarını getirip önüne dizmişler, ama Mecnun başını kaldırmıyor. “Kabul etmesen de en azından bir bak” dedikleri zaman Mecnun, “Kafamı kaldırıp bir bakarsam kafam kopacak, çünkü Leyla’nın aşkı kılıcını çekti” diye cevap vermiştir.

‘Leyla’sını gören Mecnunlaşır, gerisi vesairedir…"




--alıntı--



Yorumlar (3) :: Yorum yazın! ::


<--<--SONRAKİ SAYFA :: ÖNCEKİ SAYFA--> -->

*VakTiViSaL*



Sonra sustum...Suskunluğumdu artık konuşan hep durmadan..Vuslat vurgunu günlerimin hüzzam sevdalarına kulak verdi yine gönül;öylece kararsız ve yorgun...Derken bir ben kaldım tenhasında gecenin,bir de suskunluğum...

...vakt-i visal...



ZİYARETÇİ DEFTERİ


KaTeGoRiLeRiM

  • Kelâm & Kalem
  • ASKIN HuKuMRaNLIGI
  • Can KıRıKLaRı
  • DUA UFKU
  • EbE SoBe
  • EbRuLi
  • G.Türk El Sanatları
  • GULLERiN SULTANI
  • Hasbihal
  • HaSReT KOYDUM ADINI
  • HaTTaT HiKaYeLeRi
  • HaYaTa DAiR
  • HiKaYeLeR
  • HuSN-i HaT
  • iNLeYeN NaGMeLeR
  • iSLaM PeNCeReSiNDeN
  • MIsRa-i BeRCeSTe
  • SeVMeK OLMEKLE BASLAR
  • SiiR BAHCESi
  • SoZuN KaLBi
  • TaRiHTeN bir SaYFa
  • TeFeKKuRe YOLCULUK
  • TURKULerin DiLi
  • UMUDUN olsun yeter
  • Vaktivisal ViDeO
  • Vaktivisal'ce FLasH
  • YuReGiM KaR ALTInDa


  • SoN YaZıLaRıM

    Y a L e Y L i
    HaYıRLı BaYRaMLaR
    bir 'aşk' hikayesi...
    Sitemim Sanadır Yar!
    Ey Beni En çok Sevenin En Sevdiği!
    birkaç nefescik daha...
    Nereye Gidiyorsunuz?
    Hamuş ve bişrev!..
    Ramazan Duası
    ...Ramazan-ı Şerif...
    Kim-se-ler bil-mez!
    Su-ateş-aşk
    Vakt-i Visal yazıları-Arz-ı Halim
    gâm~efgân
    Pişmanlıklarımızın uslanmaz tetikleyicisi...
    .mavi..sessiz..derin.
    Yaşama dair küçük bir kesit...
    "Nakşıgül"
    ....ARAZ....
    Tavan arası/VeFa
    ~~ VeFâ ~~
    Bana bir yalnızlık bıraktın;
    Hayat Sabra Denktir
    ...Niyet...
    Vaktivisal Yazılı Resimler



    "Bir güneş ışığı say güzelliği,üç renkli camdan süzülen...Hani ruh,gönül ve beden camında huzmelenen bir nur de adına...Akşam olunca çekilip güneşe geri gider ya hani ışıklar ve hani göz kapanınca kaybolur ya nurlar...Işığı da,nuru da camsız görmeye alıştır kendini...Yolda kalmamak,cam kırılınca kör olmamak için... Gel artık kardeşim,gülümseyelim ve güzellikleri görelim.Bıçağın ağzına sunulmadan ariyet güzelliklerimiz ve dönülmeyen yolculuklara çıkmadan benliklerimiz,mahşer mahşer yağmalanan imanlarımızda eriyen zamanların surlarını güzelliklerle örelim.Duyarak ve düşünerek,her ikindi güneşinin lirizmi gibi,her dolunay akşamının romantizmi gibi güzelliğe bakalım ibretle ve içimizde büyüsün bütün güzellikler.Seste,biçimde ve boyada hakikatin güzellğine bırakalım kendimizi,Mutlak Güzel'den renk devşirelim..."

    *İsKeNDeR PaLa*



    **VaKTiViSaL's ViDeos**



    ***

    SESİME CEVAP VEREN SENSİN,YAKARIŞIMA SES VEREN SENSİN,ÇAĞRIMA KARŞILIK VEREN SENSİN,DİLEKLERİMİ ÖNEMSEYEN SENSİN,DUALARIMI İŞİTEN SENSİN...

    YOKLUĞUM EN GÜZEL DUAMDIR;VARLIĞIMI SANA DUA EYLE.SUSKUNLUĞUM EN KESKİN SÖZÜMDÜR;SÖZÜMÜ SANA DAİR EYLE.KIRIK KALBİM EN İYİ YANIM;KALBİMİ SANA YAR EYLE..."

    ***

    "İŞTE! KARŞILIK BULACAKSIN...ÇAL KAPIYI,USANMA! AÇILMAK İÇİNDİR KAPILAR.YER OLMASAYDI ORADA SANA,ÖNÜNE DUVARLAR ÇIKARDI.VERMEK İSTEMESEYDİ İSTEMEYİ ÖĞRETMEZDİ.MADEMKİ İHTİYACIN VAR,ÇALACAKSIN ÖYLEYSE,EN BÜYÜĞÜNÜ ÇAL KAPILARIN...AÇ ELİNİ GÖNLÜNLE BİRLİKTE,DİNLEYEN RABBİNDİR SENİ..."

    ***

    "Sen ki gözlerime görmeyi bahşettin,cemalini görmeyi de yaz bana.Sen ki kalbime sevmeyi lutfettin,sevdiklerinden olmayı da yaz bana.Sen ki yokluğuma var olmayı yakıştırdın,ebedi vuslatını ver bana..."

    ***

    "RABBİM! SEVGİNİ,SENİ SEVENİN SEVGİSİNİ VE SENİ SEVMEYE BENİ YAKLAŞTIRACAK OLANIN SEVGİSİNİ NASİP ET."

    ***

    "SEN Kİ MERHAMETİNLE VARLIĞA ERDİRDİN BENİ,CÖMERTLİĞİN HİÇLİĞE DÜŞMEME İZİN VERMEZ.EBEDİ CENNETİNE BUYUR ET BENİ...SEN Kİ GÜL YAPRAKLARINI KOKULARLA BEZER ,BÜLBÜL KOKULARIYLA SÜSLER,ŞEBNEMLERLE TAÇLANDIRIRSIN,KEREMİN KALBİMİN SEVDASIZ KALMASINA İZİN VERMEZ.AYRILIKSIZ AŞKLARA KAVUŞTUR BENİ...."

    ***

    <%RecentEntryTitle%>



    ~Vaktivisal's photos~
    www.flickr.com

    SoN YoRuMLaR

    es-selam
    HAYIRLI CUMALAR...
    es-selamünaleyküm Esra Can
    ziyaret
    selam
    L e y L
    s.a.
    AZERBAYCAN BAYRAĞINI ŞABLONA TAŞIMA KAMPANYASI...
    s.a.
    ..





    Vakt-i Visal Blogunu nasıl buldunuz?
    Son Durum
    Altyapı: Pollemik.com
    ;
    Vakt-i Visal blogunda en çok neyi beğeniyorsunuz?
    (En az 1, en çok 3 seçenek işaretleyiniz)
    Son Durum
    Altyapı: Pollemik.com



    Değerli ziyaretçiler!..

    Ziyaretleriniz,ilginiz ve yorumlarınız için çok teşekkürler...

    Gönlünüzdeki güzelliklerin daim olması ümidiyle selametle kalınız..



    !!! KAYNAK GÖSTERİLEREK ALINTI YAPILABİLİR !!!

    Site Tasarım:

    **VAKTİVİSAL**


    Copyright © 2006 - 2009 VaKTiViSaL

    *VaKTiViSaL*

    BLoGCu DoSTLaR

    azadgulu
    suyayaz
    zerreitoz
    güLaLe
    havfvereca
    esmaLaLe
    kelebek-z
    mehmetbeydemir
    saklıdiyar
    nisanur


    kuzeydenizi61
    dizix
    edebiyatvakti
    gonuldostu1
    sonsuzlukkervani
    iskenderpala
    cile
    ahulugeceler
    zayenderud
    deligece
    zikrayat
    gelincik2
    DELALEDILEMIN
    hatto
    dualarile
    ilmekledigimduygular
    teknikpcdersleri
    bentsahra
    teksin61
    hattatlar
    esramelek
    eglencebaslasin
    birLahza
    siiryarismasi
    rumuzsehadet
    beyzadem23
    hsyn125
    geceesintisi
    YanikSevda
    msimurg
    zerreitoz
    genocide
    swm
    mesale
    edebiyatpinari
    uzlet
    tezhip
    hazanseli
    minare
    vuslatsevdasi
    aysecim
    zikrullah
    benimdunyam80
    seyyahyolu
    93busra
    saadetimm
    minecck
    paci
    huzuncile
    impeesa
    dostlukrehberi
    teslimiyet
    sessizyusuf
    ResuleVuslat
    eskalud
    turkce1224
    alisevgi
    yuregimnereye
    garipyolcu
    mehmettturkmen
    havfvereca
    azadgulu
    beydaba
    nurseli
    ruhumdaninciler
    siargunlugu
    yusuftektas
    sifam
    aslihanca
    kitabooku
    zerirem
    yozgatnur66
    success
    rindiseyda
    mavisoluk
    guLaLe
    gulumcan
    koyukahve
    dilsizmutercim
    kozan
    efsane90
    elifmutlu
    maviyanim
    ahsenyar
    paci1
    HAYATINGERCEGI
    vuslatgulu
    halesira
    acemgizi
    kirmizikaranfil
    gymim
    edaca
    eserden
    ruhsuzlar
    ayvenur
    bayansanem
    umutmavisi
    TILLSIM
    nalezar
    bluepoison
    Dizin , TrDizin

    Zirve100 Site ekle

    Yaşam ve İnsanlar Sevdalist - Sevdalara.net
    http://www.tavaf.com/toplist/
    Site Ekle
    Arama motorlarına kayıt, sunucu barındırma, hosting, co-location, webhosting
    Sitetistik

    TÜRK MİLLETİ SİZİNLE/VAKTİVİSAL/



    Copyright © 2006 - 2009 VaKTiViSaL .Site Tasarım:VAKTİVİSAL

    ** Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir **