Yandıkça su,alev alıyor aşk ve yüreğimiz kanlı bir ebru oluyor

*** Sevgi bir bakış,bir gülüş müydü bazen;bir akış,bir koşuş muydu?!..Sevgi,gönül kumaşında bir nakış mıydı?... ***






İnsanı en güzel anlatan kelimelerden biridir, «yolcu».

O, ruhlar âleminden, kālû belâdan yola çıktı, hâlâ yürüyor.

Dur-durak bilmeden, coşkun bir ırmak misali akıp gidiyor. Kim bilir hangi güzergâhlardan geçiyor, hangi taşlara başını vuruyor, hangi koylara, kuytulara uğruyor, nerelerden kıvrılarak akıyor?
Necip Fazıl, bu yolculuğu ne güzel tasvir eder:
İnsan bu su misâli kıvrım kıvrım akar ya,
Bir yanda akan benim öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan hep basamak basamak,
Benimse alın yazım yokuşlarda susamak.

İnsanlığa bir yol gösterici, bir nûrânî kılavuz olarak indirilen Kur’ân-ı Kerîm, insanın yol güzergâhını şu çizgilerle gösterir:

"Bir zamanlar insan; hiçbir şey değil iken üzerinden uzun devirler geldi geçti."
 
(İnsan 76/1)

Sonra bir vakit, ruh hâlinde var edildi, ademden çıkıp Âdem oldu, Allâh’ın huzurunda durdu, O’nun Rabliğini ikrar etti. Ulvî âlemlerin varlığına şâhit oldu.
 (A’raf 7/172)
Sonra kendisi gibi milyarlarca ruh ile vazifesini bekleyen askerler gibi bekledi imtihan saatini.

Bir zaman sonra dünya evinin kapısından girdi, ana rahmine misafir oldu: Bir damla atılmış su, bir nutfe idi. Önce rahme yapıştı, asıldı kaldı. Bir çiğnem et parçasına dönüştü. Belli belirsizdi. Hoşa giden bir görünümü yoktu. O ete kemikler giydirildi, kemiklere et sarıldı. Mükemmel ve en güzel bir varlık olarak dünyayı şereflendirdi. En güzel yaratıcı olan Allah, ne yücedir, ne mübarektir.
(Mü’minûn 18/12-14)

Bir sesi yerde, bir sesi gökte yere düştü. Ağlıyordu. Hangi ulvî âlemlerden ayrılmış, kopmuş, hangi süflî âlemlere inmişti. İçli içli, yanık yanık ağlıyordu. Annesinin sıcacık göğsünde, ilâhî merhametin nâzenin ikramını yudumlayarak
sükûn buldu.

Bu kez başka bir yolculuk başladı.

Kalp çalışıyor, göz kıpırdıyor, el ayak oynuyor, yolcu yoluna devam ediyordu. Bebeklik, emekleme, kekeleme, yürüme, konuşma…
 Çocukluk, gençlik, olgunluk… Her kademe yolculuğun mühim birer safhasını teşkil ediyordu.

Aklı başına gelince karşısına iki yol çıkacak; iki yoldan birisini seçip onda yürüyecek. Ya kulluğunun şuurunda bir şâkir olacak, Rabbine şükredecek. Veya nankör olup çıkacak.
(İnsan 76/3)

Gerçeği görmek için gözler, onu duymak için kulaklar, hakkı konuşmak için dil ikram edilen insan iki caddeden birinde ilerleyecek. Ya sarp yokuşu aşacak veya yokuşun dibinde kalakalacak.
(Beled 90/8-20)

Otuz yaşı, kırk yaşı, elli yaşı ve ihtiyarlık başlıyor. Ömrü uzun olanlara erzel-i ömür geliyor. İnsan tekrar başa dönüyor. Âzâlar güç ve kuvvetten düşüyor. Ölüm yaklaşıyor. Yolculuk nereye?
 (Yasin 36/68)

Ölümle iş bitiyor mu sandınız? Hayır, ölüm sonsuz bir yolculuğun sonu değil başlangıcıdır. Kabir, mahşer, cennet veya cehennem… Hazırlığınız var mı? Bu sebeple Rabbimiz soruyor: “Nereye gidiyorsunuz?”
 (Tekvir 81/26)

İbn-i Ömer -radıyallâhu anh- şöyle anlatıyor: Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- benim iki omuzumu tuttu ve: “Dünyada sanki bir garip veya bir yolcu gibi ol.” buyurdu. İbn-i Ömer şöyle derdi:

“Akşama ulaştığında sabahı gözetme, sabaha kavuştuğunda da akşamı bekleme. Sağlıklı anlarında hastalık zamanın için, hayatın boyunca da ölümün için tedbir al.”
(Buhârî, Rikak, 3)

Filibeli Ahmed Hilmi Efendi insanın bu yolculuğunu ve hayat macerasını ne güzel dile getirir:

Yâ Rab! Hayatta nedir bu lezzet?
Hayata rapteden bu garip kuvvet?
Hayat ki bî-bekā, pür derd ü keder,
Yine emel o; nedir bu hikmet?
Bir an bırakmaz insanı rahat,
Bin türlü âlâm derd-i maîşet.
Çocukluğunda ağlar beşikte,
Feryatla geçer o vakt-i ismet.
Civanlığında bin türlü âmâl,
Şeyhûhetinde bin tü
rlü mihnet.
Vakt-i ecelde mâzi, bir an.
Bir an için mi bunca sefâlet?
Hâtifî bir ses verdi cevâbı,
Dedi: Hayatta bu zevk u kıymet,
Ākiller için seyr-i bedâyi‘,
Câhiller için yemekle şehvet.
Ne mutlu yolcu olduğunun farkında olanlara!
Ne mutlu nereye doğru yol aldığını bilenlere!
Ne mutlu akıllı olup güzellikleri seyredebilenlere!

Ne mutlu yüce Allâh’ın: «Nereye?» sualine:
«Sana geliyorum, dönüşüm ancak Sanadır!» cevabını verebilenlere!




    Alıntı...

Yorumlar (3) :: Yorum yazın! ::





Vefa hissi, duyguda, düşüncede, tasavvurda aynı şeyleri paylaşanların etrafında efil efil eser. Kinler, nefretler, kıskançlıklar ise onu bir an olsun iflah etmez, yok eder.

Vefayı, insanın, gönlüyle bütünleşmesi şeklinde tarif edenler de vardır. Doğrusu, kalbî ve ruhî hayatı olmayanlarda vefadan bahsetmek bir hayli zordur. Konuşurken doğru beyanda bulunma, verdiği sözlerde, ettiği yeminlerde vefalı olma gönül hayatının temizliğine bağlıdır. Kendini yalan ve aldatmadan kurtaramayan; her an verdiği söz ve yeminlere muhalif hareket eden ve yüklendiği mesuliyetlerin ağırlığını hissetmeyen ikiyüzlü ve müraî tiplerin gönül hayatları olabileceğine ihtimal vermek, sadece bir aldanmışlıktır. Böylelerinden vefa beklemek ise tamamen safderûnluktur.

İnsan, vefa duygusuyla emniyet ve itimada liyakat kazanır madden ve manen yükselir. Bir aile, vefa duygusu üzerine kurulmuş ise devam edebilir, bir millet bu yüce duygu ile faziletlere erebilir. Bir devlet, kendi milletine kar­şı ancak bu duygu ile itibarını koruyabilir. Vefa düşüncesinin yitirildiği bir ülkede, ne olgun insandan, ne huzur soluklanan yuvadan, ne de istikrarlı ve güvenilir bir devletten bahsetmek mümkündür. Böyle bir ülkede insanlar birbirlerine karşı kuşkulu; aileler kendi içinde huzursuz, devlet halkına karşı korkular âbidesi ve her şey birbirine karşı yabancıdır.



Huzurun iksiri vefa hissidir

Vefa duygusu, bireylerin birbiriyle kaynaşıp bütünleşmesini temin eder. Vefa sayesinde ayrı ayrı parçalar bir araya gelerek birliğe ulaşır. Vefa duygusu sonsuzluk ve hesap duygusuyla birleşince ötelerden gelen tayflar, kitlelerin yolunu aydınlatır ve toplumun önünü kesen bütün tıkanıklıkları açar. Elverir ki o toplum, vefa duygusuyla olgunlaşmış ve onun kenetleyici kollarına kendini teslim etmiş olsun.

Bir düşünceye gönül mü verdin; bir ideale mi bağlandın; varıp biriyle dostluk mu kurdun, gel! Fakat vefalı ol!
Zira Hakk katında da halk katında da en çok itibar gören “vefa” ve vefalılardır.


Bütün yükselenlerin hasenat defterleri, vefa ile kapanıp vefa ile mühürlendi. Bütün yolda kalmışlar ise vefasızlık damgasını yedi, onunla damgalandı. Evet, üzerlerine aldıkları mükellefiyetleri, iki adım öteye götürmeden vefasızlık edip bir kenara çekilenler, zillet ve hakaret damgasını yiyerek aşağıların aşağısına itildiler.

Merhum İstiklal şairimiz yaşadığı dönemde İslam’a yapılan vefasızlıkları şöyle tarif ediyordu:

"Ne tüyler ürperir, ya Rab! Ne korkunç inkılâb olmuş:
Ne din kalmış, ne iman, din harâb imân serâb olmuş."



Aile fertleri vefakâr olmalı

Aile; bireylerden oluşmaktadır. Aile fertlerinin birbirlerine karşı sevgi saygı göstermesi gerektiği gibi, birbirlerine karşı vefalı olmaları da gerekmektedir. Aile içinde en önemli konulardan birisi, aile içi sırların muhafaza edilmesidir. Bu konuyla ilgili olarak şu hadis zikredilebilir: Ebû Saîd el-Hudrî’den (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sas) şöyle buyurmaktadır:


“Kıyamet gününde Allah Teala’ya göre en fena insan, karısıyla mahremiyetini paylaştıktan sonra onun sırrını ifşa eden kimsedir.” (Müslim, Nikâh 123,124)

Bir aileyi ayakta tutan en hassas konu güven duygusudur. Bunun oluşması, sağlamlaşması için gerekli olan en önemli husus, aile içi sırları muhafaza etme, mahremiyetleri başkalarına anlatmamaktır. Eşlerin gözlerini haramdan sakınmaları, birbirlerine emanet ettikleri para vs’yi yerinde ve yeteri kadar harcamaları, birbirlerinden habersiz gündemlere sahip olmamaları vefa duygusuyla izah edilebilir.



Rabb’imiz (cc) vefalı olanı sever

Cenab-ı Allah, (cc) biz kullarına karşı çok vefalıdır. Allah’ın (cc) kullarına karşı olan vefası, kullarına yardım etmesi, dualarına karşılık vermesi, onlara özel ikramda ve lütuflarda bulunması demektir. Allah’ın bir ismi de “el-Vâfî”dir ki bu anlattığımız manaları içine almaktadır. Allah’ın cömert kullarına karşı, harcadıklarından daha fazlasını vermesi O’nun bir vefasıdır. Rabb’imiz’in, Efendimiz’e (sas) özel ikramlarda bulunması, ona şefaat hakları vermesi de yine Allah’ın bir vefasıdır. Allah; ihlas, istikâmet, sabır, oruç, tevekkül, tövbe ve zikir gibi değerlerle hayatını ihya eden kullarını da eli boş bırakmaz, onlara karşı da vefa ile mukabelede bulunur. Ayrıca hastalığa uğramış, zulme maruz kalmış, şehadet mertebesini kazanmış olanlara karşı da çok vefalı davranır.

Mevzu ile ilgili olarak, Hz. Enes (ra) şöyle bir kutsî hadis rivayet etmektedir: “Ben Resûlullah’ı şöyle buyururken dinledim: “Allah Tealâ, ‘Ey âdemoğlu! Sen Bana dua ettiğin ve Benden affını umduğun sürece, işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım.

Ey âdemoğlu! Günahların gökleri dolduracak kadar olsa, sen Benden bağışlanmanı dilersen, günahlarını affederim. Ey âdemoğlu! Sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla huzuruma gelsen, fakat bana hiçbir şeyi ortak tutmamış, şirke bulaşmamış olsan, Ben de seni yeryüzü dolusu mağfiretle karşılarım.’ buyurmuştur. ( Tirmizi, Daavât 98)”

Kul, Rabb’ine dua ettiği, O’na şirk koşmadığı, O’ndan başka hiçbir güç ve mercie “eyvallah” etmediği ve günahına rağmen affedilmesini umduğu sürece, işlediği günahlar ne kadar çok olursa olsun, Rabb’imiz onları bağışlayacağını bildiriyor. Öyle ise, şu hususu hiç akıldan çıkarmamak gerekmektedir: “Dua edeceğiz; ama bunun yanında bağışlayıcı bir Rabb’imizin olduğunu düşünüp, ümidimizi hiç yitirmeyeceğiz.”


Cennet, vefalı gönüller diyarıdır

Rabb’imiz, insanlar ibadet ediyor, emrettiği şeyleri uygularken sıkıntılar çekiyor, ölüyor, öldürüyor, işkencelerden geçiyor diye insanlara cennetine almak mecburiyetinde değildir. Mesela kölelik döneminde devletin ya da şahsın elinde köle olan bir insan yapmaya mecbur olduğu şeyleri yaptığı için ödüllendirilmezdi. Çünkü, “köle” idi ve hiçbir söz hakkı yoktu. En yenmeyecek ve giyilmeyecekler ona verilir, hiçbir hürmeti olmazdı. Ne kadar başarılı olursa olsun. Aynen bunun gibi Rabb’imize karşı bir “köle”den farkımız yoktur. Ne amelimize, ne de niyetimize bakarak O’na karşı cenneti “hak ettiğimizi” iddia edebiliriz. Cennet, “ibadetlerimizin karşılığı değil, Rabb’imizin bizzat lütfu, keremi ve sabırlı mü’min kullarına vefasıdır.”





YUSUF ALATAŞ
Zaman - Ailem




Yorumlar (0) :: Yorum yazın! ::




İnsanın hem yücelerin yücesine çıkış yolu, hem de aşağıların aşağısına iniş yolu açıktır.

Yani Peygamberlere komşu olacak makama kadar yükselebilir,melekleri bile geçebilir…

Aynı insan, hayvanlardan daha da değersizleşebilir, hatta şeytanlaşabilir.

Gaflet perdesiyle kapalı olan gözü, dünyadan başka şey görmez.


Hep madde, hep para, pul, servet, makam, mevki, zevk, keyif ve eğlence peşinde helal haram dinlemeden Şeytan’ın askeri olur…

Ancak Rabbi’ni bilen, O’nun kulu olduğunu unutmayan, Peygamber çizgisinden sapmayan, yaratılış amacının dışına çıkmayan yüksek ruhlular da, melekleri dâhi imrendiren mânevî derecelere ulaşabilirler. Melekler ise, yaratılış çizgisini sürdürürler. Ne aşağıya düşerler, ne de makamlarını yüceltebilirler.

Hangi kulluk çizgisinde yaratıldılarsa, o çizgide devam ederler. Çünkü ne daha fazla ibadet edebilirler, ne de günah işleyip kayba uğrarlar. Bu sebeple meleklerin makamı sabittir, değişmez.

Sadi-i Şirazi’ye şeytanlaşmış bir insanla, Şeytan’ın mukayesesini sormuşlar.
Şu cevabı vermiş:
 Ey bana insan ve Şeytan’dan hangisinin daha hayırsız olduğunu soran! Bilmez misin ki, Şeytan, Kur’an okumaktan kaçar, insanoğlu ise, Mushaf’ı çalar götürür!” “Yaratılmışların en üstünü olan insan”, kötü bir seçimle, aşağıların aşağısına yuvarlanabilir… En şerefli olmak vasfını, öyle bir şerefsizlikle değiştirir ki, canavarlar bile ondan iğrenirler…

Böylesine yaratılış istikametinden çıkmış olan bir insan, Şeytan’ı çok sevindirir. Şeytan bu insanlar sebebiyle çok rahat eder, çok dinlenir ve etki alanını durduk yere genişletir. Zira bu şeytanlaşmış insanlar, Şeytan’a yapacak bir iş bırakmazlar…

Hatta bazen şerlerinden Şeytan bile çekinir. Halk arasından, bu tip insanlara, “Şeytan’a pabucunu ters giydirir.” derler…

İnsanı böylesine alçaltan nedir?
Hiç şüphesiz ki, nefsidir.

Nefsine uyması, iman zayıflığına düşmesi, insanı
alçaltır, onu gönül özürlü yapar.

Hz. Yusuf (as) gibi bir büyük Peygamber dahî, “Rabbim rahmetiyle beni korumasaydı, ben de nefsime uyabilirdim…” demiştir. Sürekli kötülükleri emreden bu nefis, içimizdeki asıl düşmandır. Nefis, Şeytan’ın işbirlikçisi ve casusudur…

Nefis ve Şeytan işbirliği, en çirkini en güzel gösterebilir… Kötüyü iyi, yanlışı doğru, zararlıyı faydalı göstermekte mahirdirler. Bu güçlü işbirliğinin hilesinden kurtulmak için, iman şuuru lazımdır. Hakîkatine varılmış bir imandan hâsıl olan nur ile insanın kalp gözü açılır…

Mü’min olmayanların göremediklerini görürler, hayrı şerden ayırırlar. Hem hayrı, iyiyi, doğruyu fark ederler, hem de o doğrultuda yaşama azim ve iradesini gösterirler… Kalp gözünü kapayan bir yığın gaflet sebebi vardır. Ancak insanı gerçeklerden uzaklaştıran, gönül özürlü yapan en mühim unsurlardan biri, belki de birincisi, gururdur.



Vehbi Vakkasoğlu



Yorumlar (0) :: Yorum yazın! ::





Üveysi Dostla MEVLA’ya Yolculuk..!


Üveys… Dost…
Anlamı itibariyle hayatımda güzellikler açan iki kelime ve bu iki kelime birleştiği zaman ortaya çıkan muhteşem birliktelik…

Üveysi Dost….

Üveysi Dost…!
Neden Üveys…
Veysel Karani hayatımda en çok etkilendiğim insanlardan biridir. O yaşadığı iman güzelliğiyle ayrı bir ekoldü.
Her şeyi maddeleştiği şu dünyada madde arkasındaki manayı görmekti üveys olmak..
İnsanların suretlere aldandığı şu dünyada suretlere takılmayıp siretlerin güzelliğini görmekti üveys olmak.
Sevginin cinsellikle özdeşleştiği şu dünyada sevginin manasını, mayasını bulup O’nu sevebilmekti üveys olmak.
Mecnun olup Leyla’da takılmayıp Mevla’yı bulmaktı üveys olmak.
Ve belki de en önemlisi görmeden imanın tadına varmaktı üveys olmak...

Veysel’i üveys yapan buydu…

Ve üveys görmeden sevdiği zatın hırkasıyla bu yüzden şereflenmişti.

Ve bizlere üveysi sevdiren de buydu…
Ve üveys gibi sevmeyi öğreten de…
Ve üveys gibi sevilmeyi öğreten de…

İşte biz bu ve bundan sonraki yazılarımızda birer üveys olacak ALLAH için görmeden sevdiğimiz üveysi dostlarımızla gönüllerde buluşacak ve dualarla O’na ulaşacağız inşaAllah..
Bizler ALLAH için sevdiğimiz dostlarımızın suretlerini hiç merak etmeden, onlara karşı dünyalık hiç bir his beslemeden üveysi olarak ALLAH için sevmeyi ve sevilmeyi öğrenmek ve öğretmek adına bu yazımızın besmelesini çektik. RABBİM izin verdikçe ve dostlarımız bu yolculukta bizleri dualarıyla destekledikçe bu yazılar dostlarını güzelliği olarak devam edecektir…
ALLAH için sevdiğimiz, ALLAH için sevilmek istediğimiz tüm iman erleri dostlarımıza selam olsun… Şu aciz dualarımız O güzel dostlarımızla olsun… Ve o dostların o güzel ve halis duaları en büyük kazancımız olsun inşaAllah…

Duayla kalın dostlar…!



alıntı


Yorumlar (1) :: Yorum yazın! ::




Önce Ruhları Yontmalı...
--
-

‘Takrîr edemem sûz-ı dil ü derd-i derûnum

Söyletme beni hâtır-ı zârımda keder var’

Gerçekten de insan ruhunun en ince yerinden kopup gelen bir serzeniş, bir tatlı sitemin ifadesi bu beyit. "İçimdeki derdi de, gönlümdeki ateşi de dile getirmem mümkün değil. Bu halimle beni söyletme ki inleyen hatırım kederle dolu!.." Eflatun, "Ruhumuzu bir kaya parçası gibi karşımıza almalı, onu kabalıklarından, fazlalıklarından yontmalıyız." der. Elhak yukarıdaki beyit de kabalıklarından yontulmuş bir ruhun terennümüdür. Yahut tersinden söyleyelim; böyle bir beyti söyleyebilmek için insanın önce kabalıklarından kurtulması, ruhunun zarafet adlı teline terennüm vermesi gerekir. İçinde kederler var iken konuşmaktan kaçınan, sırf içindeki kederler sözlerine yansır da muhatabını incitir diye korkan bir insan düşünün ve bir an, o insanı sevgili karşısında bir âşık olarak farz edin. İşte bu tavır, insanın aşkı kabule hazır hale gelmiş biçimi, diğer ifadesiyle fazlalıklarından yontulmuş hâlinin ifadesidir. Çünkü güzellikleri görmek için önce güzeli görecek göze sahip olmalı, deseni renklendirmek için önce kumaşı dokumalıdır. Evvelce gönlün frekans ayarını yapmak, duyarlılığını artırmak, zarafet ve estetik boyuta taşımak gerekir ki ruh da aynı kalıba girsin. Bunun için de kaba insanlık hallerinden sıyrılmak, kendini o derin halsizlik içinde güçten düşmüş gibi hissetmek ve teslimiyet ile aşka boyun eğmek gerekir. Enderunlu Vasıf Efendi'nin (ö.1824) şu beytinde anlatıldığı gibi:

Ne beyân-ı hâle cür'et, ne figâna tâkatım var

Ne recâ-yı vasla gayret, ne firâka kudretim var

Yani şöyle demek: "Ne hâlimi arz etmeye cür'et edebiliyorum, ne de feryat etmeye takatım var. Ne vuslat umudu için gayrete geliyorum, ne de ayrılığa güç yetirebiliyorum." Bu beyitte dikkatimizi çeken iki tavır mevcut. İlki; âşıkın hâlini beyan etmesinin bir cür'et (cesaret, atılganlık, bir tür haddini aşma ve küstahlık) kabul edilmesi, ikincisi de vuslatı umut etmenin bir gayret olarak algılanmasıdır. Âşık, sevgiliye o kadar kıyamaz durumdadır ki bu yüzden onun vuslatını istemenin cüretkârlığına eşdeğer bir gayrete gelmektedir. Leyla Hanım'ın (ö. 1848) buna benzer bir beyti vardır; der ki:

Pür-âteşim açtırma benim ağzımı zinhâr

Zalim beni söyletme derûnumda neler var

" (A acımasız sevgili!) Beni söyletme ki içimde neler neler var! Öyle ateş doluyum ki sakın ağzımı açtırma (yoksa dünya tutuşacak)!"

Doğrusu bu beyti okuyunca o ince ruhlu kadına, o zarif şiirlerin nazenin şairine acımadan edemedik. Çünkü bu dizeler, yukarıda söz konusu ettiğimiz her iki beyitten daha zalimce ve sevgili karşısında daha cür'etkârcadır. Bir kadın ruhu bütün kırılganlığı ve hassasiyeti ile fazlalıklarından, kabalıklarından en ziyade yontulmuş olduğu halde Leyla Hanım nasıl bir feryat ile böyle söyleyebilmektedir, şaşılır. O ki yalvarandan çok niyaz edilen; sevenden ziyade sevilendir. Belki de bu yüzden, hüzünlü çığlığı başkalarının feryatlarına göre çok daha yakıcı ve ateş doludur. Kişioğlunun tasarrufu altında iyi de kötü de, beyaz da kara da, hatta güzel de çirkin de emre âmâde beklemekte. Bize düşen, bunlardan hangisini tercih edeceğimize karar verebilmek. Unutmamak lazım; kimliğimiz, onu konuşlandırdığımız kabın şeklini ve rengini alır
ve ruhlar incelmeden incelikleri asla göremez!..



İskender Pala


Yorumlar (3) :: Yorum yazın! ::


Mukaddes Çilenin İnzivası...


Kayalık ve sarp dağlar.../Sis.../Fırtına.../Kar.../ 


Kesif ağrılar hapsız bugün. Hazan kalıntısı zarflara bürünmüş mektup var elimde. Görünmez bir mektup bu, duadan müteşekkil. Altı  sıraya dizilmiş kelimeler görüyorum. Hiç anlamadan, âniden yüreğimin hangi tarafına düştüğünü bilmeksizin, bir enkâza ağlıyorum.  Kırık bir tarafım, diğer tarafım “kaza”nın kaderinde. Yok, çıldırmayacağım; ölümü, kusmak için yaşamıyorum. Sabrın surlarından göklere yağan bayrak misâli; kanım şehit yâdigârı, hüzünkâr akıyorum.


Sen bilirsin hüznü. Dokunulmaz yanlarından ıslatır. Kudüs’ten topladıklarımı, Bursa’da okurum. Ezberimi tazeler, üzerine âyet inen leyâl. Sancımı yoklar, körebemde saklanan çocuklar. Hırçın olurum ve söz dinlemez. İsyan çıkarırsın kelimelerimden çok yere.  Şehirlerle anlaştık, küslük yok! Fakat dağlar çağırıyor çığlığımdan sesimi. Yüküm, yükseklere taşıyor. Mukaddes çilenin inzivâsındayım, yalnızım.

Kayalık ve sarp dağlar…


Yansız, yöresiz, habersizim. Uzakları görmekten bahsetmeyeceğim yakınımı yoklarken. Kokluyorum havayı; neden bu yollar varlığını saklıyor gözlerimden. Cerrahî gerilimde mi, gidilesi düzlükler. Masal perilerine mi pazarlanmış âfâkı saran beyaz görüntüler. İki taraftan salıncakla mı uçuruluyor düşlerim. Gülüşlerimi toplarken meçhul bulutlar; griler yıkanıyor karanlıklarda. Gecenin rengi atınca, tek görüldü dört cenâhta.

Sis…


Kaldır zamanları üzerimden ne olur. Toplanmam için mi dağıldı dağlarım. Küreğe sığmaz küllerden bul labirent mâzileri. Yorma yarınlarımı, rüzgârları birbirine katarak. Denize yakın durmuyorum ki; ne diye kayıklara bindiriyorsun izi kalmayan adımlarımı. Hem sor bir kere; bu uçuş nereye? Mart yellerinden atlarım ürküyor . Çatlıyor damarlarım içten içe bir esişe. Yeleleri karışıyor ilkbaharın. Yarınsızım bugün. Yâr soluklu yekta uğultularım.

Fırtına…


Melekler ne çok / yalnızlığıma zam geliyor. Zan altında kalıyor cismim. Kesen camlar değil, yumuşak ve kadifeden  kristaller. Göz gözü görecek olsa, otağımı kurmak hayâli baskın çıkıyor yaylalara. Dağdan ufalanıyorum sanki. Sanırım bir kış serencamı bu. Hareket edemiyorum ki; doğrulayım dağlara doğru! Meydanların sözcüsü hür fikirlerin gönül telince yaksın nağmelerimi. Şarkılar, omuzlarıma ağırdan bindi, indirdim. Uyursam, ölebilirim. Son mecâlim yağdı dualardan.

Kar…


 

Çocukluğum biniyor buzul göz kapaklarıma. Tipiye direnen avuçlarımı kavuşturmak isterdim burada. Eldivenlere sarılmış küçük parmaklarımla kartopu oynamak. Dahası kanaatimle büyüdüğümü var sayarak, uçuşmak isterdim havada. Böylesi bir uçuşu hayâl etmemiştim ama. Sürpriz oldu ömrüme düşüş. Nice yangınlar  beslemişim bilmeden, alazlarımdan gizli güneş. Büyüdüm kaç gömlek; kaçtı tadı sıcağın. Artıkça acı ve haşyet. Eldivenden geçtim; ellerim kıpırdasın! Maraş; beni dondurma! Ateşten özge yanıyorum .
Soğuk…


Hücrelerim hafakan doğruyor an be an. Kesik hayat yayınındayım, tıkanıyorum. Mahlûkatın uyuduğu gecede iniltilerim var arşın sahibine sığınan. Arzdan arzularım çekiliyor. Gündüzümde bile ses kalmadı. Kayıtlardan dinleniyorum sevenlerimce. Sesimden koşup gelen yok. İmtihan içiyorum; kaderime teslimim, şikâyetsiz. Enkâz altındayım; helikopterim pervanesiz. Nereye ve nasıl düştüm bilmiyorum. Mavi gezegen dönüyor başımda. Kaç koldan aranıyorum.

Sinyal yok…


 

Ey kayalıklarıma ve sarp dağlarıma sisi koyan, fırtınama kar bindiren, sinyalimi yok kılan, soğuk kılan Yâr! Ey derdimin yegânesi; zindan kalıntılarımın izbelerinde sayıkladığım Yâr! Kalbin miraç yolunu gösteren sensin. Göğün ötesini açansın; yüreğime inşirah saç.  Muammamı çöz ve sakla. Enkâzımı kaldır, en çok senin merhametine muhtacım!  Zamanlardan bir zamanda varmışım, yokmuşum ben; yakınlığını duyur bana, sar beni. Güzel bitsin hikâyem, bağlasın son ucunu sonsuzluğa aşk. Yitiyorum, bitir keremkar toprağında. Tütsüme gül sürülsün. Kesif ağrılarım hapsız bugün.  İlâcımı senin kudret elinden istiyorum. Vefâna ısmarlanmışım Allah’ım…
 

Kayalık ve sarp dağlar… / Sis… /Fırtına… /Kar… /Soğuk… /Sinyal yok…



“Huzur dolu içimde

Ben sonsuzluğu düşünüyorum

Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum

Durun kapanmayın pencerelerim

Güneşimi kapatmayın

Beton çok soğuk, üşüyorum…”

( Muhsin Yazıcıoğlu )


Muhterem Muhsin
Yazıcıoğlu’na
dua ile
 


Fâtıma Zehra Merinos

http://www.hazersofrasi.com/



Yorumlar (0) :: Yorum yazın! ::


SECCADENİN FERYADI  

Uyku;bir çeşit ölüm halidir faniye,ta ki uyanana kadar.Uyanıklık yaşamakla alakalı,yeni bir gün yeni bir doğuş ve belki yeni bir umut eksiği olana,bilene.

Gün ışımamış sabah yakındır;
Yorgunluğun verdiği ağırlıkla hemen uykuya dalmıştı.Bir iniltiyle uyandı adam.Etraf halen karanlıktı. İniltiyi rüya gördüğüne yordu. Dudakları susuzluktan çatlıyordu, öyle susamıştı. Işıkları yakmadan mutfağa gidip suyunu içti ve yatağına döndü. Tam uyumak üzereyken, aynı inleme sesi tekrar kulaklarını tırmalamaya başladı. Ama rüyamıydı uyanık mıydı farkında değildi. Sesin geldiği yöne doğruldu. O an rüyada olduğuna iyice emin oldu. Çünkü duyduğu sesin sahibi evin tek seccadesiydi.
Adam şaşırdı ve korkulu bir sesle

-İnleyen sen miydin?

-Evet dedi seccade

-Niçin ağlıyorsun?

Seccade yine içe işleyen bir sesle:
- Seni uykundan uyandıran susuzluğunu, doyuncaya kadar, su içerek giderdin. Oysa benim susuzluğumu giderecek kimsem yok!

- Nasıl susarsın, sen canlı bile değilsin dedi adam.

Seccade:
- Benim ihtiyacımda bir nevi sudur ama içtiğin değil. Benim susuzluğumu ancak tövbekar kulların gözyaşları giderir.

- Anlamadım dedi adam meraklı gözlerle seccadeye

- Ağlarım çünkü Allahın kulları; kabrinin aydınlığa ulaşmasını, karanlıklarda kalmamayı, o kutlu günde aydın olmayı isterler. İsterler de bu vakitte kalkıp iki rekat teheccüt namazı kılmazlar. Hep bakarım sana, bir günde kalkıp şükür için iki rekat namaz kılmazsın.

-Beni rahat bırak deyip döndü adam.

Seccade devam etti.
- Ey Allahın kulu; bak işte sabah namazının vakti geldi. Ezanlar; namaz uykudan hayırlıdır diye sesleniyor. Ah sabah namazı , ah bu sabah namazı ! Namazlar arasında müstesnadır. Hem kalbe hem de ruha hayat veren bir iksirdir o . Yetmiyor mu ? gece gündüz dünya için koşuşturduğun , Aziz ve Kahhar olan Allahın çağrısına neden icabet etmezsin!!!
Adam iyice sıkılarak:

-Ey seccadem, beni rahat bırak . Gündüz yeterince yoruluyorum, biraz daha uyuyayım deyip yatağın sıcaklığına bıraktı kendini.

Seccade yılmadan adamı uyarmaya ve uyutmamaya uğraşıyordu.
- Demek ki sen dünyaya ahiretten daha çok önem veriyorsun.

Adam iyice öfkelendi:
-Yeter artık lütfen konuşma diye bağırdı.

Seccade bu çıkışın karşısında önce sustu. Daha sonra sesini iyice alçaltarak ;
-Ah o fecir vaktindeki adamlar, ah o fecir vaktindeki adamlar dedi. Sen O nurlu Peygamberin bu vakit için neler söylediğini bilmez misin. Her kim ki güneş doğmadan ve batmadan evvel namazlarını eda ederse ateşe girmeyecek Ve yine O güzel insan ;Kim şu iki namazı (sabah - ikindi veya sabah - yatsı) kılarsa cennete gider. Ve nihayet Münafıklara en ağır gelen namaz sabah ve yatsı namazıdır. Onlar ki o iki namazdaki ecri bilselerdi sürüne sürüne giderlerdi

Bunun üzerine adam yatağından doğrulup;
-Haklısın sabah namazı gerçekten önemli dedi..

Seccade:
-Öyleyse kalk ve namaz kıl dedi.

 

-Yarın inşallah , mutlaka kalkacağım ama bugün çok yorgunum dedi adam.

Seccade son bir ümitle ;
-Kişi Salih amellerin ne kadar büyük ecri olduğunu idrak edemezse tüm zamanlarda bu ameller zor gelir. Sorun uyumaksa, kabir de uykudan çok ne var! Gel sözümü dinle Ey Allah’ın Kulu!

Bu andan sonra adamda tek kelime duyulmadı. Seccade de bir süre sessiz kaldı. Adam uykuya devam etti.
Ama heyhat! Adam ömründeki en uzun uykuyu dalmıştı bile. Seccadenin son sözlerini duyamadı. O an seccade adamın öldüğünü anlayınca kısık bir sesle şunları söylüyordu.

-Ey tövbesini yarına erteleyen, bilir misin yarına çıkabileceğini !!!

Ölüm pusuda hep, biz dünya için günah işlerken. Süresi de kısıtlı. Gün gelip atar, farkında olmadan.

VE KİM BİLİR BUGÜN DE SENİN SON GÜNÜNDÜR...


alıntı


Yorumlar (1) :: Yorum yazın! ::


<--<--SONRAKİ SAYFA :: ÖNCEKİ SAYFA--> -->

*VakTiViSaL*



Sonra sustum...Suskunluğumdu artık konuşan hep durmadan..Vuslat vurgunu günlerimin hüzzam sevdalarına kulak verdi yine gönül;öylece kararsız ve yorgun...Derken bir ben kaldım tenhasında gecenin,bir de suskunluğum...

...vakt-i visal...



ZİYARETÇİ DEFTERİ


KaTeGoRiLeRiM

  • Kelâm & Kalem
  • ASKIN HuKuMRaNLIGI
  • Can KıRıKLaRı
  • DUA UFKU
  • EbE SoBe
  • EbRuLi
  • G.Türk El Sanatları
  • GULLERiN SULTANI
  • Hasbihal
  • HaSReT KOYDUM ADINI
  • HaTTaT HiKaYeLeRi
  • HaYaTa DAiR
  • HiKaYeLeR
  • HuSN-i HaT
  • iNLeYeN NaGMeLeR
  • iSLaM PeNCeReSiNDeN
  • MIsRa-i BeRCeSTe
  • SeVMeK OLMEKLE BASLAR
  • SiiR BAHCESi
  • SoZuN KaLBi
  • TaRiHTeN bir SaYFa
  • TeFeKKuRe YOLCULUK
  • TURKULerin DiLi
  • UMUDUN olsun yeter
  • Vaktivisal ViDeO
  • Vaktivisal'ce FLasH
  • YuReGiM KaR ALTInDa


  • SoN YaZıLaRıM

    Y a L e Y L i
    HaYıRLı BaYRaMLaR
    bir 'aşk' hikayesi...
    Sitemim Sanadır Yar!
    Ey Beni En çok Sevenin En Sevdiği!
    birkaç nefescik daha...
    Nereye Gidiyorsunuz?
    Hamuş ve bişrev!..
    Ramazan Duası
    ...Ramazan-ı Şerif...
    Kim-se-ler bil-mez!
    Su-ateş-aşk
    Vakt-i Visal yazıları-Arz-ı Halim
    gâm~efgân
    Pişmanlıklarımızın uslanmaz tetikleyicisi...
    .mavi..sessiz..derin.
    Yaşama dair küçük bir kesit...
    "Nakşıgül"
    ....ARAZ....
    Tavan arası/VeFa
    ~~ VeFâ ~~
    Bana bir yalnızlık bıraktın;
    Hayat Sabra Denktir
    ...Niyet...
    Vaktivisal Yazılı Resimler



    "Bir güneş ışığı say güzelliği,üç renkli camdan süzülen...Hani ruh,gönül ve beden camında huzmelenen bir nur de adına...Akşam olunca çekilip güneşe geri gider ya hani ışıklar ve hani göz kapanınca kaybolur ya nurlar...Işığı da,nuru da camsız görmeye alıştır kendini...Yolda kalmamak,cam kırılınca kör olmamak için... Gel artık kardeşim,gülümseyelim ve güzellikleri görelim.Bıçağın ağzına sunulmadan ariyet güzelliklerimiz ve dönülmeyen yolculuklara çıkmadan benliklerimiz,mahşer mahşer yağmalanan imanlarımızda eriyen zamanların surlarını güzelliklerle örelim.Duyarak ve düşünerek,her ikindi güneşinin lirizmi gibi,her dolunay akşamının romantizmi gibi güzelliğe bakalım ibretle ve içimizde büyüsün bütün güzellikler.Seste,biçimde ve boyada hakikatin güzellğine bırakalım kendimizi,Mutlak Güzel'den renk devşirelim..."

    *İsKeNDeR PaLa*



    **VaKTiViSaL's ViDeos**



    ***

    SESİME CEVAP VEREN SENSİN,YAKARIŞIMA SES VEREN SENSİN,ÇAĞRIMA KARŞILIK VEREN SENSİN,DİLEKLERİMİ ÖNEMSEYEN SENSİN,DUALARIMI İŞİTEN SENSİN...

    YOKLUĞUM EN GÜZEL DUAMDIR;VARLIĞIMI SANA DUA EYLE.SUSKUNLUĞUM EN KESKİN SÖZÜMDÜR;SÖZÜMÜ SANA DAİR EYLE.KIRIK KALBİM EN İYİ YANIM;KALBİMİ SANA YAR EYLE..."

    ***

    "İŞTE! KARŞILIK BULACAKSIN...ÇAL KAPIYI,USANMA! AÇILMAK İÇİNDİR KAPILAR.YER OLMASAYDI ORADA SANA,ÖNÜNE DUVARLAR ÇIKARDI.VERMEK İSTEMESEYDİ İSTEMEYİ ÖĞRETMEZDİ.MADEMKİ İHTİYACIN VAR,ÇALACAKSIN ÖYLEYSE,EN BÜYÜĞÜNÜ ÇAL KAPILARIN...AÇ ELİNİ GÖNLÜNLE BİRLİKTE,DİNLEYEN RABBİNDİR SENİ..."

    ***

    "Sen ki gözlerime görmeyi bahşettin,cemalini görmeyi de yaz bana.Sen ki kalbime sevmeyi lutfettin,sevdiklerinden olmayı da yaz bana.Sen ki yokluğuma var olmayı yakıştırdın,ebedi vuslatını ver bana..."

    ***

    "RABBİM! SEVGİNİ,SENİ SEVENİN SEVGİSİNİ VE SENİ SEVMEYE BENİ YAKLAŞTIRACAK OLANIN SEVGİSİNİ NASİP ET."

    ***

    "SEN Kİ MERHAMETİNLE VARLIĞA ERDİRDİN BENİ,CÖMERTLİĞİN HİÇLİĞE DÜŞMEME İZİN VERMEZ.EBEDİ CENNETİNE BUYUR ET BENİ...SEN Kİ GÜL YAPRAKLARINI KOKULARLA BEZER ,BÜLBÜL KOKULARIYLA SÜSLER,ŞEBNEMLERLE TAÇLANDIRIRSIN,KEREMİN KALBİMİN SEVDASIZ KALMASINA İZİN VERMEZ.AYRILIKSIZ AŞKLARA KAVUŞTUR BENİ...."

    ***

    <%RecentEntryTitle%>



    ~Vaktivisal's photos~
    www.flickr.com

    SoN YoRuMLaR

    es-selam
    HAYIRLI CUMALAR...
    es-selamünaleyküm Esra Can
    ziyaret
    selam
    L e y L
    s.a.
    AZERBAYCAN BAYRAĞINI ŞABLONA TAŞIMA KAMPANYASI...
    s.a.
    ..





    Vakt-i Visal Blogunu nasıl buldunuz?
    Son Durum
    Altyapı: Pollemik.com
    ;
    Vakt-i Visal blogunda en çok neyi beğeniyorsunuz?
    (En az 1, en çok 3 seçenek işaretleyiniz)
    Son Durum
    Altyapı: Pollemik.com



    Değerli ziyaretçiler!..

    Ziyaretleriniz,ilginiz ve yorumlarınız için çok teşekkürler...

    Gönlünüzdeki güzelliklerin daim olması ümidiyle selametle kalınız..



    !!! KAYNAK GÖSTERİLEREK ALINTI YAPILABİLİR !!!

    Site Tasarım:

    **VAKTİVİSAL**


    Copyright © 2006 - 2009 VaKTiViSaL

    *VaKTiViSaL*

    BLoGCu DoSTLaR

    azadgulu
    suyayaz
    zerreitoz
    güLaLe
    havfvereca
    esmaLaLe
    kelebek-z
    mehmetbeydemir
    saklıdiyar
    nisanur


    kuzeydenizi61
    dizix
    edebiyatvakti
    gonuldostu1
    sonsuzlukkervani
    iskenderpala
    cile
    ahulugeceler
    zayenderud
    deligece
    zikrayat
    gelincik2
    DELALEDILEMIN
    hatto
    dualarile
    ilmekledigimduygular
    teknikpcdersleri
    bentsahra
    teksin61
    hattatlar
    esramelek
    eglencebaslasin
    birLahza
    siiryarismasi
    rumuzsehadet
    beyzadem23
    hsyn125
    geceesintisi
    YanikSevda
    msimurg
    zerreitoz
    genocide
    swm
    mesale
    edebiyatpinari
    uzlet
    tezhip
    hazanseli
    minare
    vuslatsevdasi
    aysecim
    zikrullah
    benimdunyam80
    seyyahyolu
    93busra
    saadetimm
    minecck
    paci
    huzuncile
    impeesa
    dostlukrehberi
    teslimiyet
    sessizyusuf
    ResuleVuslat
    eskalud
    turkce1224
    alisevgi
    yuregimnereye
    garipyolcu
    mehmettturkmen
    havfvereca
    azadgulu
    beydaba
    nurseli
    ruhumdaninciler
    siargunlugu
    yusuftektas
    sifam
    aslihanca
    kitabooku
    zerirem
    yozgatnur66
    success
    rindiseyda
    mavisoluk
    guLaLe
    gulumcan
    koyukahve
    dilsizmutercim
    kozan
    efsane90
    elifmutlu
    maviyanim
    ahsenyar
    paci1
    HAYATINGERCEGI
    vuslatgulu
    halesira
    acemgizi
    kirmizikaranfil
    gymim
    edaca
    eserden
    ruhsuzlar
    ayvenur
    bayansanem
    umutmavisi
    TILLSIM
    nalezar
    bluepoison
    Dizin , TrDizin

    Zirve100 Site ekle

    Yaşam ve İnsanlar Sevdalist - Sevdalara.net
    http://www.tavaf.com/toplist/
    Site Ekle
    Arama motorlarına kayıt, sunucu barındırma, hosting, co-location, webhosting
    Sitetistik

    TÜRK MİLLETİ SİZİNLE/VAKTİVİSAL/



    Copyright © 2006 - 2009 VaKTiViSaL .Site Tasarım:VAKTİVİSAL

    ** Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir **